Kimya korkusu bende lise yıllarından kalma bir yaradır. Sınıfta tahtaya baktım, semboller ve rakamlar, denklemler, hiçbiri anlam ifade etmiyordu. Ezberledim, geçtim, kapattım. Yıllar sonra bir popüler bilim kitabı okudum. Kimyadan söz ediyordu ama formül yoktu, denklem yoktu. Sadece şunu anlatıyordu: "Neden elmanın tadı tatlı?" Şeker molekülleri dil reseptörlerine nasıl bağlanıyor. Neden bazı şeyler acı geliyor? Neden bazı maddeler yağda çözülüyor, bazıları suda? Kimya korkusu yenme sürecimin başlangıcı buydu. Formüller değil anlamlar. Semboller değil sebepler. "Bu molekül bu reseptöre bağlanıyor çünkü..." cümlesi, ezberlediğim hiçbir formülün veremediği anlamayı getirdi. Sonradan öğrendim ki kimya eğitiminde yaygın bir sorun bu. Öğrencilere önce formüller öğretiliyor, ama formüllerin temsil ettiği gerçek dünya süreçleri çok sonra ya da hiç verilmiyor. H₂O su demek, ama iki hidrojen atomu neden oksijene bu şekilde bağlanıyor, su neden çözücü, neden buz yüzüyor, bunlar çok daha sonra. Kimya korkusu yenme için bulduğum yol merakı formülden önce koymak oldu. Neden sorusunu sormak, cevabı bilmeden bile sormak. Formüller cevapları kodluyor, ama merak soruyu oluşturuyor. Soru olmadan cevap anlamlı olmuyor. Hâlâ kimyacı değilim. Ama artık kimyadan korkmuyorum.