Ameliyat korkusu deneyimi yaşamak, kafanızın size neler yapabileceğini görmek demektir. Geçen yıl rutin olmayan ama acil de sayılmayan bir ameliyatım vardı; birkaç haftalık bekleme süreci boyunca zihin durdurmayı reddetti. Hastane koridorları hayal ediyordum geceleri. Anestezi tutmaz mı diye düşünüyordum. Ameliyat sırasında uyanır mıyım diye saçma senaryolar kuruyordum. Ameliyat korkusu deneyiminin öğrettiği ilk şey şu: beyin belirsizliği doldurur ve doldurmak için hep en kötü versiyonu seçer. Cerrahımla konuştum, sorum listesi tutmuştum. Sorularımı birer birer geçtim. Cevapları aldıkça korkunun bir kısmı belirsizlikten geldiğini gördüm; bilgi, endişeyi azaltıyordu. Her şeyi çözmüyordu ama gerçek dışı korkuları düşürüyordu. En çok zorlandığım kısım kontrolü bırakmaktı. Ameliyathane kapısında içeri girince "Ben artık burada bitiyorum, gerisini başkaları yapacak" hissini yaşadım. Bu his rahatsız ediciydi ama aynı zamanda garip bir özgürlük de taşıyordu; yapabileceğim her şeyi yapmıştım, şimdi güvenmek kalıyordu. Ameliyat korkusu deneyiminin gerçekle kıyaslandığında şunu söylemeliyim: bekleme süreci ameliyattan çok daha ağır geçti. Ameliyat sonrası koğuşa geçince saat kaça geldiğimi, ne yaşandığını sormak istedim; cevap aldım ve o an bir şey geçti üstümden. İyileşme süreci de kendi zorluklarıyla geldi ama ameliyat korkusu bıraktığı yerden devam etmedi. Yaşanan şey büyütülen değil, gerçek boyutundaydı. Bunu önceden bilseydim belki o geceleri daha kolay geçirirdim.