Sahnede duygu yaşamak ile sahnede duygu göstermek arasındaki farkı yaşayarak öğrendim. O geceye kadar ikisinin aynı şey olduğunu sanıyordum. Sahnede duygunun kapıdan girdiği andı. Metinde uzun süredir beklediğim bir sahne vardı. Karakterim kaybettiği birini anlatıyordu. Provada hiçbir zaman gerçekten hissetmemiştim bunu. Ama o gece bir şey farklıydı. Cümleleri söylerken gözlerim doldu. Bunu istemedim, gelmedi çağırarak. Sahnede duygu böyle geliyor; davetsiz, öngörüsüz. Kontrolü kaybetme korkusu anında geldi ama devam ettim. Ve ağladım. Seyircinin tepkisini hatırlıyorum. Sessizlik. Derin, işlenen bir sessizlik. Öksürük yok, kıpırdama yok. Sadece nefes. Bu sessizlik beni daha çok sarstı. Oyundan sonra yönetmen yanıma geldi. 'O sahne bugün gerçekti' dedi. Bir tebrik değil, bir tespitti. Sahnede duygu gerçek olduğunda seyirci hissediyor, fark ediyor. Bunun tekniği yok. Sonraki gösterilerde o sahneyi tekrarlamaya çalıştım. Bir kere ağladım, bir kere ağlamadım. Sahnede duygu komutla gelmiyor. Ama o geceyi hatırlıyor ve karakterin içinde kalıyorum. Bazen yeterli oluyor. Sahnede ağladığım gece oyunculuğa bakışım değişti. Kontrol vazgeçilmez değil; bazen bırakmak daha güçlü bir seçim.