Grid sistemi tasarım konusunu adını biliyordum ama ne işe yaradığını anlamamıştım. Tasarım çalışıyordum, öğeler yerleştiriyordum, bazen güzel çıkıyordu, bazen çıkmıyordu. Neden çıkmadığını açıklayamıyordum. Bir gün eski tasarımlarımı açık bir grid üzerine yerleştirdim. Her öğe farklı bir yerde, farklı bir hizaya. Metin sola, resim biraz sağa, başlık farklı bir noktaya. Gözle bakarken bir uyumsuzluk hissediyordum ama nedenini adlandıramıyordum. Grid'e bindirince gördüm: hiçbir şey bir sistemi takip etmiyordu. Grid sistemi tasarım anlayışı şunu öğretti: Düzen seyircinin gözüne boşluk veriyor. Grid'e oturmuş öğeler görsel bir ritim oluşturuyor. Gözün nereye gideceğini, sonra nereye geçeceğini belirliyor. Bir sayfa tasarımını sıfırdan grid üzerine kurdum. Önce kolonları belirledim, sonra margin'leri, sonra satır yüksekliklerini. Öğeleri bu kılavuzlara oturtturdum. Tasarım bitmeden önce bile bir düzen hissiyatı vardı. Görsel hiyerarşiyle bu doğrudan bağlantılıydı. Grid büyük öğelerin küçük öğelerle nasıl ilişkileneceğini söylüyor. Bir başlık altı kolon kaplıyorsa, altındaki metin dört kolon kaplıyor. Bu oran bir ilişki anlatıyor. Grid sistemi tasarım konusunda şimdi şunu yapıyorum: Yeni bir çalışmaya başlamadan önce grid belirliyor, ondan sonra tasarıma giriyorum. Bu sıra değişikliği tasarım sürecini çok daha rahat hissettirdi. Kısıt yaratıcılığı öldürmüyor; aslında neyin işe yarayıp yaramayacağını daha hızlı görmenizi sağlıyor.