Heidegger varlık Sartre varoluş karşılaştırması, yirminci yüzyıl felsefesinin en verimli gerilimlerinden birini oluşturuyor. Her iki düşünür de varoluşçuluk şemsiyesi altında anılsa da aralarındaki derin ayrımlar, bu etiketin yanıltıcı olduğunu ortaya koyuyor. Heidegger için "Varlık" (Sein), somut varlıkların (Seiende) ötesinde bir sorudur. "Varlık ve Zaman" eserinde Dasein kavramı, yani dünyaya fırlatılmış, tarihsellik ve ölüm (Sein-zum-Tode) tarafından şekillendirilmiş insan varlığı, merkeze alınır. Heidegger'in varlık sorusu, ontolojiktir ve özneyi bile bu sorudan türetir. Bu yüzden Heidegger, insanın özgür seçimle kendi özünü yarattığı iddiasını başından reddeder. Sartre'ın tutumu ise köklü biçimde farklıdır. "Varoluş özden önce gelir" tezi, insanın önce var olduğunu, sonra kendi özünü belirlediğini savunur. Heidegger varlık Sartre varoluş geriliminin tam olarak burada düğümlendiğini görürüz: Sartre özgürlüğü mutlaklaştırır ve bunu korku verici bir sorumlulukla eşleştirir. İnsan, seçmemek de dahil olmak üzere her seçimden sorumludur; "kötü niyet" (mauvaise foi) ise bu sorumluluğu reddeden kendini kandırma biçimidir. Heidegger'in bu özgürlük anlayışına karşı çıktığı açık. Heidegger için özgürlük, sonsuz seçim imkânı değil, Dasein'ın kendi olanakları içinde kendine özgü var oluşunu açığa çıkarmasıdır. Tarihsellik ve yerine fırlatılmışlık (Geworfenheit), özgürlüğü sınırlamaz; aksine onu mümkün kılar. Bu ayrım, iki düşünürün etik sonuçlarını da kökten farklı kılıyor. Politik boyutta da keskin bir gerilim var. Sartre'ın angajman (bağlılık) ve devrimci sorumluluk vurgusu, Heidegger'in teknik çağa ve modern kitlesel varoluşa yönelik eleştirisiyle çelişiyor. Heidegger'in Nazi partisine üyeliği, onun siyasi fikirlerinin nasıl yorumlanması gerektiği konusunda felsefi açıdan hâlâ yanıtsız sorular barındırıyor. Heidegger varlık Sartre varoluş karşılaştırmasını somutlaştırmak isteyenler için şu test sorusu işlevsel: "Bir yanlış eylem, bağlamdan bağımsız mı yanlıştır?" Heidegger bağlamın şart olduğunu, tarihselliği paranteze alamayacağımızı söyler. Sartre ise her koşulda özgür seçimden ve dolayısıyla tam sorumluluktan kaçınamayacağımızı savunur. Bu iki yanıt, iki farklı varlık anlayışının doğrudan izleridir.