Balkon kompost maceram geçen yılın baharında, fazla büyük bir hevesle başladı. Komşunun çiçeklikleri her sezon şaşırtıcı çıkıyordu; sırrını sordum. "Kompostum var," dedi ve sanki çok basit bir şeymiş gibi geçip gitti. Ben de araştırmaya koyuldum. Balkon kompost için ilk yatırım küçük bir plastik kova oldu. Üzerine delikler açtım, alt kısmına kuru yaprak koydum, mutfak atıklarını atmaya başladım. Kahve telvesi, sebze kabukları, muz kabuğu. Hepsi içine. İlk gün çok kendimle gurur duydum. İkinci gün balkondan geçerken bir koku geldi. Üçüncü gün o koku daha güçlüydü. Dördüncü gün komşu kapıyı çaldı. Kötü bir başlangıçtı. Sorun, balkon kompost sisteminde hava sirkülasyonunu sağlamamış olmam ve yalnızca ıslak malzeme kullanmamdı. Kompost iki tür malzeme ister: yeşil (nem taşıyan, azot içeren) ve kahverengi (kuru, karbon içeren). Ben sadece yeşil koymuştum. Zemin bunlandı, koktu, sinek çekti. Klasik başlangıç hatasıydı. Baştan başladım. Bu sefer kova değil, küçük bir ahşap sandık düzenledim. Balkon kompost için ahşap daha nefes alır. Altına delik açtım, üstüne kapak yaptım. Kahverengi katman için karton, kuru yaprak ve kâğıt peçete kullandım. Yeşil katman için mutfak artıkları, ama et ve süt ürünü yok, onlar balkonda olmaz. Her eklemeden sonra üstüne kahverengi katman koymak şart. İki ay sonra kovada gerçekten toprak benzeri bir şey belirdi. Rengi koyu, kokusu toprak gibiydi, ekşi değil, taze. O anı beklemek bu işin en tatmin edici kısmı. Çiçekliklere ekledim, bir ay içinde fark ettim. Balkon kompost gerçekten işe yarıyordu. Şimdi sistemi oturttuğuma göre şunu söyleyebilirim: balkon kompost bir çöp yönetim alışkanlığı kadar bir gözlem egzersizi de. Hangi malzemenin ne kadar sürede çürüdüğünü, havanın rutubetinin süreci nasıl etkilediğini, sıcak günlerde sistemin daha hızlı döndüğünü fark ediyorsunuz. Balkon gibi küçük bir alanda, kendi küçük döngünüzü kurmuş olmanın verdiği his başka.