Şarkı sözü yazmaya başlamak ne zaman oldu bilmiyorum. Bir deftere bir şeyler karalıyordum, kafiyeler oluşmaya başladı, ritim geldi. "Bu şarkı sözü olabilir" dedim kendi kendime. Kimseye söylemedim. Aylarca bu defterleri sakladım. Şarkı sözü yazmaya başlamak benim için yalnız bir eylemdi. Ne gösterdim ne anlattım. Çünkü korktum. Ortaya koyduğum şey beğenilmezse, ya da daha kötüsü gülünç bulunursa? Ama bir gün bir arkadaşıma okudum. Sadece bir sözü. Tepkisi "güzelmiş" oldu, sıradan bir tepki. Ama o an benim için kapı araladı. İnsanlar duyabiliyor, dağılmıyor dünya. Şarkı sözü yazmaya başlamak teknik bir süreç de içeriyor. Kafiye düzeni, hece sayısı, melodi uyumu. Bunları öğrenmek için eski şarkıları okumaya başladım. Türküler, sanat müziği eserleri, pop klasikleri. Sözlerin nasıl çalıştığını analiz ettim. En zor şey özgünlüğü bulmaktı. Herkesin yazdığı şeyleri ben de yazıyordum başta. Aşk, ayrılık, özlem. Bunlar yanlış değil, ama benim sesim yoktu içlerinde. Şarkı sözü yazmaya başlamak aslında kendi sesini aramak demek. Bir süre sonra kendi deneyimlerimi yazmaya başladım. Büyük olaylar değil, küçük anlar. Bir sabahın yorgunluğu, birisini kaçıran tramvay, balkonda tek başına içilen çay. Bu anlarda ses buldum. Şarkı sözü yazmaya başlamak bana bir şey öğretti: anlatmak iyileştirir. Müziğe koymadan önce bile, kağıda dökmek yeterliydi bazen.