Düğünümüzden iki ay önce düğün dansı kursu deneyimine başladık. Eşim bale geçmişi olmayan, dans etmeyi seven ama öğrenmemiş biri. Ben ise dans biliyorum ama çift dansı deneyimim yoktu. İkimiz de 'nasıl olsa iki ayda bir şeyler öğreniriz' diye gittik. Beklenmedik olan başka şeyler oldu. Düğün dansı kursu deneyiminin ilk dersi tam bir felaketti, ama komik biçimde. Eşim sola giderken ben sağa gidiyordum, birbiriyle uyuşmaya çalışan iki ayrı beden. Öğretmen güldü. Biz de güldük. Ve o ilk gülme anından sonra her şey değişti. Kurstan en çok kazandığımız şey dans değildi. İletişim kurma biçimimizdi. Dans ederken birinin liderlik etmesi, diğerinin takip etmesi gerekiyor, ama bu katı değil, diyalog gibi bir şey. Bu diyalogu öğrenirken günlük hayatımızda da bir şeyler değişti. Bunu beklemiyorduk. Düğün dansı kursu deneyiminde öğretmenimiz 'dans bir konuşmadır' dedi. Bu cümle bende çok derin bir iz bıraktı. İki insan aynı anda aynı ritme uymaya çalıştığında öğrenilen şeyler dans sahasını aşıyor. Düğünde o dansı yaptık. Mükemmel değildi, birkaç yanlış adım oldu. Ama güldük sahada, birbirimize baktık. Misafirler alkışladı. Ama en çok biz biliyorduk ne öğrendiğimizi, dans adımlarından çok daha fazlasını.