Kitap okurken not almak, benim için uzun süre yabancı bir alışkanlıktı. Kitabı kirletmek gibi hissettiriyordu. Bir de hız meselesi, not alırken yavaşlıyordum, akış bozuluyordu. Bir dönem çok şey okudum ama içimde çok az şey kaldı. Bir kitabı bitiriyordum, iki hafta sonra ne hakkındaydı bile hatırlamıyordum. Bu durum rahatsız etti. Kitap okurken not almak için önce kenar boşluğuna işaret koyarak başladım, altını çizmeden, sadece "bu önemli" deyip işaret. Küçük bir değişiklikti. Ama kitap bitince o sayfalara dönmek farklı bir his yarattı, sanki kitabın özetini kendim çıkarmıştım. Sonra bir adım daha attım: Ayrı bir deftere yazmaya başladım. Her kitap için bir-iki sayfa. "Beni etkileyen cümleler, düşündüren sorular, kendi hayatımla bağlantılar." Bu son kategori en değerlisiydi. Kitap okurken not almak beni yavaşlattı, bu doğru. Ama yavaşlayınca okuma biçimim değişti. Daha meraklı, daha sorgulayıcı. Pasif değil, aktif okuma haline geldi. Bir yıl sonra defterime baktım. Elli kitabın özü orada değildi, ama kendi düşüncelerimin bir haritası vardı. Kitaplar arasında bağlantılar kurulmuştu, farklı yazarların birbirini destekleyen ya da çürüten fikirleri yan yana duruyordu. Kitap okurken not almak, sadece hatırlamak için değil. Okurken düşünmek için bir davet. Ve bu davet, okumayı bambaşka bir şeye dönüştürüyor.