Arabayı bırakıp bisiklete geçmek kararını bir kaza vermedi, bir fatura verdi. O ay yakıt, sigorta ve otopark toplamı şoke ediciydi. Aynı haftada bisiklet aldım. İlk üç gün romantik geçti. Hava iyiydi, rüzgar arkamdan esiyordu, işe gidip geldim, kendimle gurur duydum. Dördüncü gün yağmur yağdı. Islak yolda fren geç tuttu, bir kez kaydım, düşmedim ama korkuttu. Beşinci gün yokuş yukarı çıkmak zorunda kaldım, ofise terleyerek geldim, toplantım vardı. Arabayı özledim. Arabayı bırakıp bisiklete geçmenin gerçek sınavı o yağmurlu, yorgun, ter kokan haftalarda başlıyor. Çözümler zaman içinde geldi: yağmurluk çantada daima, oturma öncesi tişört değişimi için küçük spor çantası, ıslak günler için daha uzun iç giyim. Her sorunu bir aksesuarla çözdüm. Birinci ay geçince fark etmeye başladım şehri farklı görüyorum. Arabadayken görmediğim şeyler var: bir kapı arası kitap satıcısı, küçük bir kafe, yaşlı bir çınar. Bisiklet hızı şehri okumak için doğru hız. En büyük değişim ne oldu? Sabahlar. Arabada trafik siniriydi, işe stresle geliyordum. Bisiklette on beş dakika pedal çevirince stres kalıyor arkada. Bedenin ısınıyor, akıl açılıyor. Bu kadar basit bir şeyin bu kadar büyük fark yapacağını bilmiyordum. Arabayı tamamen bırakmadım. Ayda iki üç kez, taşımam gereken şeyler ya da uzak mesafeler için kullanıyorum. Ama varsayılan ulaşım aracım bisiklet oldu. Ve şunu söyleyebilirim: arabayı bırakıp bisiklete geçmek benim için çevresel bir karar olmaktan çok önce kişisel bir karar oldu. Sonra çevresel boyutunu da görünce iki kat iyi hissettim.