İlk bağış deneyimim otuz iki yaşımda oldu. O ana kadar 'bir gün' diyordum, biraz daha yeterince kazanınca, biraz daha istikrarlı olunca. O 'bir gün' on yıl geçti. İlk bağış deneyimim bir deprem sonrasında gerçekleşti. Afet görüntüleri izledim, içim sıkıştı, ve bu sefer ertelemeden bir bağış platformuna girdim. Tutarım çok büyük değildi, aylık gelirime göre makul bir rakam seçtim. Beklediğim rahatlama geldi. Ama beklenmedik başka bir şey de geldi: 'Neden on yıl bekledim?' sorusu. Daha az kazandığım zamanlarda çok daha mütevazı bir bağış yapabilirdim. Tutarın büyüklüğü değil, eylemin kendisi önemliydi. Sürekli bağış yapmayı seçtim, her ay düzenli, küçük bir miktar. Bu kararın hayatıma beklenmez bir şey kattı: hesap verebilirlik. Bağış yaptığım kuruluşun raporlarını takip ediyorum, neye harcandığını görüyorum. Bu merak beni o alanı daha yakından tanımaya itti. İlk bağış deneyimim bana şunu gösterdi: bağış güçlü olmayı beklemek değil, şu andaki imkanla bir şey yapmayı seçmek. Küçük tutarlar zamanla birikim yaratıyor; hem kuruluş için hem bende yarattığı alışkanlık için.