Eskiden uyumadan önce telefonuma bakardım. Kaydırma döngüsü. Bir şeyler izledim, bir şeyler okudum, ama gerçekten hiçbirini hatırlamadım. Sabah yüzüm şişik, kafam doluydu. Bir şeylerin değişmesi gerekiyordu. Gece kitap okuma rutini fikri küçük bir deney olarak başladı. Uyumadan yarım saat önce telefonu çekmeceye koyup kitap açmak. Basit bir değişiklik, büyük bir direnç. Gece kitap okuma rutininin ilk haftası güçtü. El gidiyordu telefona. Kitap masaydı. Yarım saate kadar gözler kapanıyordu. "Okuyamıyorum daha işe yaramıyor" dedim kendime. Devam ettim. Üçüncü haftada bir şey değişti. Yatağa uzanınca kitabı açmak refleks olmaya başladı. Telefon gözden kaybolmuştu, fiziksel olarak değil, alışkanlık olarak. Gece kitap okuma rutini kurulmaya başlamıştı. Beklenmedik etkiler birkaç hafta sonra geldi. Sabahları daha zinde kalkıyordum. Uyku geçişi daha yumuşak hale gelmişti, telefon ışığı, algoritmik içerik yerine sessiz bir hikâye varken zihin sakinleşiyordu. Rüyalar daha net ve hikâyeli hissettirdi. Gece kitap okuma rutini aynı zamanda okuduğumu daha iyi hatırlamama yol açtı. Sabah kaldığım yerden devam ederken bir önceki geceyi net hatırlıyordum. Bu hatırlama yeteneği gündüz de yayıldı, bir kitaptan daha fazlasını taşımaya başladım. Bir yıl geçti. Artık telefonu çekmeceye koymadan yatamıyorum.