Sözlü tarih yöntemi, tarihsel süreçlere katılmış ya da bu süreçlere tanıklık etmiş bireylerin anılarını, deneyimlerini ve yorumlarını kayıt altına alarak tarihsel kaynak niteliğinde değerlendiren bir araştırma metodolojisidir. 20. yüzyılın ortasında Columbia Üniversitesi'nde Allan Nevins'in önderliğiyle akademik bir disiplin olarak kurumsallaşmış; arşivsel belgelerin erişilemediği ya da yetersiz kaldığı alanlarda alternatif tarih yazımı pratiğinin temelini oluşturmuştur. Sözlü tarih yöntemi açısından kayıt sürecinin niteliği, verinin güvenilirliğini ve kullanım kapsamını doğrudan belirler. Görüşme protokolü tasarımı bu sürecin ilk ve en kritik aşamasıdır. Açık uçlu sorular, önceden yapılandırılmış anket tipi sorgulamaya kıyasla daha zengin ve beklenmedik anlatısal içerik üretir; ancak araştırmacının bakış açısının görüşme yönlendirmesiyle kaçınılmaz biçimde içeriye sızdığı da kabul edilmesi gereken metodolojik bir gerçektir. Ses kaydının kalitesi ve çeviri (transkripsiyon) süreci, sözlü tarih arşivinin kullanılabilirliğini belirler. Sözsüz iletişim (sessizlik, duraksamalar, ses tonu) transkripsiyon sürecinde standartlaştırılmış notasyon sistemleriyle (Jeffersonian notation gibi) kaydedilmezse anlatının önemli bir boyutu kaybolur. Bu kayıp, metne indirgenmiş sözlü tanıklığın daha sonraki analistlere eksik bir malzeme sunması anlamına gelir. Eleştirel metodoloji açısından sözlü tarih yöntemi birkaç epistemolojik uyarıyı peşinden getirir. Bellek seçici, dönüştürücü ve zaman içinde yeniden şekillenen bir süreçtir; tanıklıkların retrospektif yorumlanması, olayların yaşandığı andaki deneyimlerle örtüşmeyebilir. Sonraki deneyimler, sosyal baskı ve anlatıcının güncel kimlik koşullandırması anı içeriğini değiştirebilir. Bu durum sözlü tanıklığı güvenilmez kılmaz; ancak çapraz kaynaklarla doğrulama (triangulation) ve metodolojik dürüstlük pratiğinin gerekliliğini vurgular. Sömürge tarihleri, göç hikâyeleri, toplumsal hareketler ve yakın dönem çatışmalar gibi alanlarda arşivsel belgelerin kurumsal iktidar yapılarının süzgecinden geçtiği göz önünde bulundurulduğunda sözlü tarih, marjinal deneyimlerin kayıt altına alınması için başka yöntemlerin sağlayamayacağı bir pencere açar. Etik boyut da yöntemin ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Bilgilendirilmiş rıza, anonimlik seçeneğinin sunulması, hassas tanıklıkların arşivleme kararlarında görüşmecinin denetiminin tanınması ve siyasi açıdan savunmasız anlatıcıların korunması; sözlü tarih araştırmacısının benimsemesi gereken etik çerçevenin temel bileşenleridir.