Yabancı portre fotoğrafı çekme fikri uzun süre kafamda kaldı ama hiç hayata geçiremedim. Ne diyeceksin, nasıl soracaksın, reddederlerse ne olur, bu sorular engel gibi duruyordu. O gün İstanbul'da bir çarşıdaydım. Yaşlı bir adam tezgâhının başında oturuyordu, işık mükemmeldi, pencerenin tam karşısına düşmüştü yüzüne, doğal bir stüdyo ışığı. Durdum, baktım. Yabancı portre fotoğrafı için gerçekleştirdim en sonunda. Ona yürüdüm, Türkçe sordum, elimi göğsüme koydum, kamerayı gösterdim: "Fotoğrafınızı çekebilir miyim?" Gülümsedi. Bir dakika sonra fotoğraf çekmiştim. Ortaya çıkan kare en iyi teknik fotoğraflarımdan değildi. Biraz titremiş, kompozisyon beklediğim gibi olmamış. Ama o fotoğrafta gerçek bir insan vardı, poz vermiyordu, sadece oradaydı. Yabancı portre fotoğrafı bana şunu öğretti: en büyük bariyer kamera değil, sormak. Sormak hem teknik hem insan tarafı olan bir beceri. İnsanlar çoğu zaman evet diyor, beklediğimden çok daha sık. O günden sonra çarşılarda, parklarda, otobüs duraklarında sormaya devam ettim. Reddetiyorlar, gülümseyerek reddediyorlar çoğunlukla. O bile bir bağlantı. Kameradan önce insan geliyor.