Dünya Sağlık Örgütü'nün 2025 yılı için güncellediği antibiyotik direnci tehdit raporuna göre antimikrobiyal dirençle bağlantılı ölüm sayısı yıllık 1,27 milyona ulaştı. Mevcut eğilim sürdüğü takdirde bu rakamın 2050'ye kadar yılda on milyona çıkabileceği tahmin ediliyor; bu, kanser kaynaklı ölümlerle kıyaslanabilir bir yük anlamına geliyor. Antibiyotik direnci tehdit boyutlarının bu denli ağır olmasının temel nedeni, mevcut antibiyotik repertuvarının daralmasıdır. Geliştirilen yeni antibiyotiklerin sayısı son otuz yılda dramatik biçimde düşerken dirençli bakteri türlerinin repertuvarı genişledi. İlaç geliştirme sürecinin son derece pahalı ve uzun olması, bu alanda özel sektör yatırımını kısıtlıyor. Antibiyotik direnci tehdit faktörleri arasında insan tıbbındaki yanlış kullanımın yanı sıra hayvancılık sektöründeki antibiyotik kullanımı da yer alıyor. Büyükbaş ve kanatlı hayvan yetiştiriciliğinde büyüme teşviki amacıyla kullanılan antibiyotikler, direnç genlerinin yayılmasına zemin hazırlıyor. Bu pratik pek çok ülkede yasaklanmış olsa da denetim boşlukları sorunun derinleşmesine izin veriyor. Türkiye'de antibiyotik direnci tablosu kaygı verici. Reçetesiz antibiyotik satışının azaltılmasına yönelik uygulama sıkılaştırılmış olsa da birinci basamak sağlık hizmetlerindeki aşırı antibiyotik reçeteleme alışkanlığı sürdüğü raporlanıyor. Türk Tabipleri Birliği, bu soruna yönelik kapsamlı bir mesleki eğitim programının hayata geçirilmesi çağrısını yineledi. Araştırmacılar, dirençle mücadelede yeni silahlar olarak faj tedavisi ve antimikrobiyal peptitleri öne çıkarıyor. Bu yaklaşımlar klinik deneme evresinde; umut verici olmakla birlikte standart tedavi pratiğine girmesi için yıllara ihtiyaç var.