Sayı teorisi keşif benim için bir yeraltı gizlisi gibi geldi. Okulda öğretilmiyordu, en azından derinlemesiyle değil. Bir gün bir kitapta asal sayılar hakkında bir bölüm okudum ve saatlerce devam ettim. Sayı teorisi keşif sürecinde beni ilk çeken şey Goldbach'ın tahmini oldu: dörtten büyük her çift sayı iki asal sayının toplamı olarak yazılabilir. Örneğin 10 = 3 + 7 ya da 10 = 5 + 5. Yüz için de geçerli, bin için de geçerli, test ettiğim her sayı için de geçerli. Ama bu 300 yıldır ispatlanamamış. Bu fikir beni sarstı. Matematikte cevabı bilinmeyen sorular var. Hatta görünürde çok basit olan, bir lise öğrencisinin anlayabileceği sorular, ama ispatı yok. Matematik "tamamlanmış" bir şey değil, keşfedilmeyi bekleyen bir alan. Sayı teorisi keşif sürecinde asal sayıların dağılımı da çok etkiledi beni. İlk bakışta rastgele görünüyorlar. Ama büyük ölçekte bakınca belli kalıplar var. Riemann hipotezi bu kalıplarla ilgili ve yine ispatlanamamış. Matematiği tamamlanmış bir ders kitabı olarak görmek çok daraltıcı. Sayı teorisine dokunmak, bu alanın uçsuz bucaksız olduğunu hissettirdi. Pek çok soru cevapsız, pek çok alan keşfedilmemiş. O kitap sayfasından sonra matematiği farklı gözle görüyorum. Çözülen problemler değil, çözülemeyen problemler de bu alanın parçası, ve bu onu daha büyüleyici yapıyor.