Mimar proje eleştirisi denildiğinde aklıma hâlâ o sunum odası geliyor. İlk bağımsız projemi teslim ettiğim gün, hazırlık için haftalar boyunca çalıştım. Maketim düzgündü, çizimlerim temizdi, sunum metnime saatlerce emek vermiştim. Jüri masasında oturan üç hocanın yüzüne baktığımda kendimi hazır hissediyordum. Sunumun ilk üç dakikasında işler değişti. "Neden bu malzemeyi seçtiniz?" sorusu geldi. Cevapladım. "Peki bu cepheden bakan biri ne hisseder?" Duraksadım. Hissettirmeyi düşünmemiştim bile. Mimar proje eleştirisi sürecinin beni sarsmaya başladığı an buydu. Hocanın tüm geri bildirimleri notlarımda kaldı yıllarca. "Güzel ama boş" demişti. Biçimsel olarak çalışıyor, ama mekânın insanla ilişkisini kuramıyorum. Bu cümle bir tokat gibi değil, bir ayna gibi çarptı yüzüme. Doğruydu. Sonraki aylarda o eleştirileri tek tek çözmeye çalıştım. Mekânın nasıl hissettirdiğini, hangi ışığın hangi saatte içeriye girdiğini, bir çocuğun ya da yaşlı bir insanın o koridorda nasıl yürüyeceğini düşünmeye başladım. Mimar proje eleştirisi bana sadece o projeyi düzeltmeyi değil, tasarlamayı baştan öğretti. Sonraki dönem ilk sunumda hocalardan biri "geçen seferden çok farklı bir düşünce var burada" dedi. Küçük bir cümleydi ama mimarlık kariyerimde en çok değer verdiğim geri bildirimlerden biridir. Mimar proje eleştirisi acı verebilir, ama kalıcı öğrenme çoğunlukla acıyla başlar. Şimdi başka öğrencilerin sunumlarını izlediğimde, aynı eksiği görüyorum. Ve aynı soruyu soruyorum: "Bakan biri ne hisseder?" Çünkü bu sorunun cevabı, tasarımın can damarıdır.