Ekşi maya ekmek yapımına başladığımda elimde sadece un ve su vardı. Ve bir umut: belki bu sefer gerçekten olur. Mayayı kurmak beklediğimden zor olmadı. Bir kavanoza tam buğday unu ve su. Her gün besledim, her gün karıştırdım. Üçüncü günde kabarcıklar belirdi. Bir şey oluyordu. İçimde çocukça bir sevinç. Ekşi maya ekmek yapımının asıl zorluğu mayayı okumayı öğrenmekti. Ne zaman yükseldi, ne zaman düştü, ne zaman hazır? Tariflerde "tepe noktasında kullan" yazıyor ama bunu gözle anlamak tecrübe istiyor. İlk denemede erken kullandım. Ekmek yassı çıktı, güzel değildi. İkinci denemede sabrettim. Maya doğru noktadaydı. Hamuru yoğurdum, şekil verdim, dinlendirdim. Fırına giriş anı heyecanlıydı. Kapağı kapattım, beklemeye başladım. O ilk güzel ekmeği çıkardığımda elim hafifçe titredi. Gerçekten yükselmiş, kabuğu çatlamış, içi delikli. Ekşi maya ekmek yapımının o anını fotoğrafladım. Biraz gülünç ama gurur duymuştum. Otuz gün boyunca her hafta en az bir ekmek yaptım. Bazısı güzel çıktı, bazısı olmadı. Öğrendim: nem oranı, dinlenme süresi, fırın sıcaklığı. Bunların hepsi sonucu etkiliyor. Ekşi maya ekmek yapımının bana verdiği en büyük şey sabır değildi aslında. Başarısızlığa tahammül etmekti. Bir ekmek olmadı, olmuyor işte. Bir dahaki sefer dener, değiştirirsin. Yemek pişirmede bu bakış açısı çok şeyi değiştirdi. Otuzuncu günde mayam bir ay öncekine hiç benzemiyordu. Köklü, sağlıklı, tahmin edilebilir. Ben de bir ay önceki ben değildim.