Her yılbaşı listesi, her pazartesi sabahı yeniden başlangıç, her kariyer koçluğu seansı aynı ritüelle açılıyor: hedef belirle. Hedef belirleme obsesyonu kişisel gelişim kültüründe o kadar merkezi bir yer edindi ki hedefsiz yaşamak neredeyse ahlaki bir başarısızlık gibi algılanıyor. Oysa bu obsesyonun psikolojik maliyeti var. Araştırmalar, sürekli uzak hedeflere odaklanmanın şimdiki tatmin kapasitesini azaltabileceğini gösteriyor. Hedefe ulaşıldığında beklenen mutluluk çoğunlukla kısa sürüyor ve hemen yeni bir hedef belirleme ihtiyacı devreye giriyor. Bu döngü, tatmin edilemeyen bir açlığa dönüşüyor. Hedef belirleme obsesyonu aynı zamanda başarısızlık algısını da çarpıtıyor. Her belirlenen ve ulaşılamayan hedef, sistem sorununu değil bireysel yetersizliği işaret ediyor gibi sunuluyor. Bu çerçevedeki psikolojik yük, özellikle yapısal dezavantajları olan kişilerde çok daha ağır. Bir diğer sorun: Hedefler çoğunlukla başkalarının beklentilerini içselleştirerek oluşturuluyor. Terfi, kilo, gelir, mülk, bunların gerçekten istenen şeyler mi yoksa sosyal onay arayışının kılık değiştirmiş halleri mi olduğunu sormak nadiren teşvik ediliyor. Bu eleştiri hedeflerin tamamen anlamsız olduğunu söylemiyor. Netlik sağlayan, seçim yapmayı kolaylaştıran, enerjiyi yönlendiren amaçlar gerçekten işlevsel. Sorun hedeflerin kendisinde değil, onlara tapınılan yoğunlukta ve başarısızlık karşısında yaratılan suçluluk atmosferinde. Hedef belirleme obsesyonunun antidotu belki de zaman zaman hedefsiz, sadece meraklı ve şimdide kalmayı izin vermek.