Nietzsche güç istenci değer ilişkisi, büyük ölçüde sistematik bir felsefeden çok perspektif açan bir düşünme biçimi olarak anlaşılmak durumundadır. Nietzsche'nin güç istenci kavramını, belirli bir metafizik kategori olarak değil, varoluşu ve eylemi içten etkileyen temel bir dinamik olarak kavramak, hem kavramın doğru okunmasına hem de değer teorisiyle bağlantısının kurulmasına katkı sağlar. Güç istenci (Wille zur Macht), birçok yaygın yanlış anlamaya konu olmuştur. Bu kavram ne salt fiziksel egemenlik arzusudur ne de diğerleri üzerinde siyasi otorite kurmayı tanımlar. Nietzsche için güç istenci, varlığın kendi kapasitelerini açığa çıkarma ve aşma eğilimini ifade eder. Bir sanatçının yaratma edimi, bir filozofun alışılmış düşünce kalıplarını kırması, bir bireyin ressentiment'tan (kırgınlık duygusu) kurtulması, bunların tamamı güç istencinin pozitif ifadeleridir. Değerlerin yeniden değerlenmesi (Umwertung aller Werte) projesi, Hristiyanlığın ve Platoncu geleneğin ahlaki çerçevesini köklü biçimde sorgulamayı hedefler. Nietzsche güç istenci değer kavramlaştırmasında "köle ahlakı" ile "efendi ahlakı" ayrımını belirleyici bir analitik araç olarak kullanır: Efendi ahlakı kendi gücünden hareketle değerleri belirlerken, köle ahlakı kendini "iyi" olarak konumlandırmak için önce güçlü olanı "kötü" ilan eder. Bu ressentiment kökenli tersine çevirme, Nietzsche'nin Hristiyanlık eleştirisinin merkezinde yer alır. Üst-insan (Übermensch) figürü bu değer dönüşümünün simgesidir; ancak Nietzsche bu figürü ırk ya da biyolojik üstünlük çerçevesinde hiçbir zaman tanımlamamıştır. Nazizm döneminde yapılan çarpıtmalar, büyük ölçüde kardeşi Elisabeth Nietzsche-Förster'in editoryal manipülasyonlarıyla beslenen, bu kavramın ideolojik kötüye kullanımının tarihini oluşturur. Ebedi dönüş (ewige Wiederkehr) fikri ise güç istenciyle derin bir bağ içindedir: Tüm deneyimlerin sonsuz kez tekrarlanacağını düşünmek, varoluşu en yoğun biçimde onaylamanın bir sınavıdır. Bu düşünce deneyi, içinde bulunduğu anı hafifletme ya da anlam atfetmek için bir ötesi aramak yerine, şimdinin tümüyle kabulünü sorgular. Nietzsche güç istenci değer felsefesinin alımlanmasında Heidegger'in yorumu belirleyici bir yer tutar: Heidegger, güç istencini metafiziğin tamamlanması olarak konumlandırır ve Nietzsche'yi istemeden de olsa özne merkezli Batı metafiziğinin son halkası olarak görür. Bu okumaya karşı Deleuze'ün yorumu, Nietzsche'yi doğrusal bir metafizik tarihin içinden çıkartıp farklılık felsefesinin kurucu seslerinden biri olarak yeniden konumlandıran okuma, 20. yüzyılın en üretken felsefi tartışmalarından birini başlatmıştır.