Sessiz Don okuma deneyimi başlamadan önce biri uyarmıştı: uzun, ağır, dört cilt. "İstersen atlayabilirsin" demişti. Atlamadım. Birinci cilt ortasında bir şey oldu. Karakterlerden birinin sabah nehir kenarında durduğu bir sahne vardı. Kurgu değil gibi hissettirdi; fotoğraf gibi, belgesel gibi. O sahneden sonra kitabın ritmine girdim. Sessiz Don okuma deneyiminde en yoğun hissettiğim şey coğrafyaydı. Stepler, Don nehri, kasabalar. Hiç gitmedim o yerlere, hiç görmeyeceğim belki. Ama zihnimde bir harita oluştu. Bu harita o kadar ayrıntılıydı ki rüyama girmişti bir gece, steplerde yürüyordum. Dördüncü cilt ağır geçti. Savaş anlatısı bitip hayat anlatısı geri döndüğünde bir rahatlama oldu. Sonra son sayfayı okudum ve uzun süre kapağı açmadan tuttu elimde. Sessiz Don okuma deneyimi bana tarihi farklı okumayı öğretti. Tarihin insanlara ne yaptığını soyut anlatmak yerine somut bir hayat üzerinden görmek; bu yöntem bambaşka bir etki yaratıyor. Bu kitabın etkisi aylarca sürdü. Başka kitaplar okuyorum ama bir yerde o steplere dönüyordum zihinsel olarak. Bir kitabın bu kadar uzun süre zihinsel coğrafya oluşturması bende nadir görülen bir şeydi. Bir gün tekrar okuyacağım. İlk okumada çok şeyi atladım, hızlı geçtim, ikinci okumada daha yavaş olacak.