Kitap okuma alışkanlığı kazanmak için çok şey denedim yıllar içinde. Her yıl başı "bu yıl çok okuyacağım" dedim. Çoğu yıl Mart'ta bitmişti plan. O otuz günlük denemeye başladığımda niyetim farklıydı: test etmek için yapıyordum. Hedef koyacaktım, izleyecektim, göreceğim ne olacağını. Kural basitti: Her gün en az on sayfa. On sayfa. Bir bölümün yarısı bile değil çoğu zaman. Bu kadar küçük bir hedef seçmek başarının sırrıydı. Birinci haftanın sonu: Beklediğimden daha kolay. Günde on sayfa için ortalama on beş dakika yetiyordu. Bu on beş dakikayı her gün bir yere sığdırmak mümkün. Onuncu gün bir şey değişti. Okumak için oturduğumda kendimi zorlamak gerekmiyordu. Aksine, durdurmak zor hale geldi. Kitap okuma alışkanlığının bende yarattığı en büyük değişim dikkat süresiydi. Telefonla bu kadar bölünmüşken, bir sayfadan fazlasında kafamı tutmak güçleşmişti. Otuz günün sonunda bu iyileşti. Otuzuncu gün geldiğinde durdum ve şunu fark ettim: Bu deneme bitti ama bırakmak istemedim. Çünkü kitap okuma alışkanlığı, benim için bir kaçış değil, dünyanın içine daha derin girmenin yolu oldu. Üç aylık süreçte okuduğum kitaplar beni çeşitli konularda düşündürdü, bazılarında yanılgılarımı gördüm, bazılarında yeni bakış açıları kazandım. Bunların hiçbirini telefon kaydırırken bulamıyordum.