Gece sabaha kadar oyun oynamak deneyimim birden fazla kez yaşandı ama ilk seferini en net hatırlıyorum. Saat onu buçukta oturdum, "bir saat oynayayım" dedim. Tekrar baktığımda saat dörttü. Gece sabaha kadar oyun oynamak sadece uyku kaybından ibaret değil. O gecelerin kendine özgü bir dokusu var. Ev sessiz, dış dünya yok, sadece ekran ve siz varsınız. Bu yoğunlaşma hali başka hiçbir zaman bu kadar kolay gelmiyor bana. O gece bitirmek üzere olduğum bölümü tamamlayacaktım. Tamamladım, bir sonraki başladı. Bitirmedim, bir dahaki açıldı. Bu döngü sabah ışığı odama sızana kadar sürdü. Ertesi gün işte oturmuştum, gözlerim yanıyor, konsantrasyon sıfır. Bir hafta bu ritmi tekrarladım, vücudum isyan etti. Gece sabaha kadar oyun oynamanın romantize edildiği kısım şu: O anı güzel, ama bedeli ağır. Bu deneyimden öğrendiklerimi şöyle paylaşabilirim: Sabah işim yoksa ya da ertesi gün boşsa o gece oyun serbestisi kural koydum kendime. Hafta içi sert bir saat sınırı koydum. Başta zorlandım ama ritim oturdu. Bir de şunu fark ettim: Yorgunken oynanan oyun aslında keyifli değil. Refleksler düşük, kararlar yanlış, sinir eşiği düşük. Dinlenerek oynanan bir saatlik oyun, uykusuz dört saatten çok daha tatmin edici.