Gece kitap okumak bende bir bağımlılık. Sabah oldu diyen bir şey yok, kitap bitiyor. Bir seferinde sabahın üçünde son sayfayı kapattım ve pencereye baktım; dışarısı hâlâ karanlıktı. O gece sabah hissi farklıydı. Yorgunluk vardı ama altında bir doluluk. Bir hikâye tamamlanmıştı, bir yolculuk sona ermişti. Bu hissın adını bilmiyorum tam. Bir tür üzüntü ile bir tür memnuniyet aynı anda. Gece kitap okumak benim için şehrin sustuğu saatte zihnin açılması. Gündüz okurken sürekli bir yerde aklım kalıyor: bir mesaj var, bir görev var, bir biri bir şey bekliyordur. Gecenin ikisinde kimse bir şey beklemiyor. Sadece kitap ve ben. En derin okumaların hepsi gecelere denk geldi. Sabaha kadar okuduğum kitapları hatırlıyorum daha çok. Çünkü o saatlerde konsantrasyon farklı; yorgunluk bir şeyleri filtreler, geriye yalnızca metin kalır. Gece kitap okumak bazı pratik sorunlar da çıkarıyor. Gözler yoruluyor, özellikle ekran ışığında. Fiziksel kitabı tercih etmemin nedenlerinden biri bu. Sayfa sarısı ışık gece daha az yük oluyor. O gece uyudum mu? Hayır, hemen. Biraz daha oturdum, çay yaptım, pencerenin önüne geçtim. Henüz gün ağarmamıştı. Kitabın son cümlesi kafamda dönüyordu. Bazı cümleler uyumadan önce kafada dolanıyor, sonra sabah uyanınca hâlâ orada. Bu çok güzel bir kalıcılık.