Çocukluk kitapları etkisi deyince ilk aklıma gelen şu sahne: yatmadan önce anne okuyor, ben dinliyorum. Gözlerim kapanıyor ama uykuya direniyorum çünkü hikâye bitmedi. O masallar bitti ama izleri kalmadı mı? Kaldı. Şimdi bunu daha net görüyorum. Çocukluk kitapları etkisini en çok kötü ve iyi ikiliğinde görüyorum. Masallarda iyiler kazanır, kötüler kaybeder. Bu saf bir dünya görüşü, ama bu görüşten tamamen çıkmak da zor. Büyüdükçe dünya daha gri oldu. Ama içimde o siyah-beyaz şemayı arayan bir ses hâlâ var. Bir de şu var: masallardaki kahramanlar yalnızdır, zorluğu tek başına aşar. Bu bana hem güç hem de yanlış bir model verdi. Güç, çünkü zorlu anlarda "ben de bunu aşarım" düşüncesi var hâlâ içimde. Yanlış, çünkü yardım istemek gerçek hayatta erdem, masallarda yoktur. Çocukluk kitapları etkisinin en güzel yanı hayal gücü. Bir masalda atlar konuşur, ormanlar canlıdır, sıradan şeyler büyülü olabilir. Bu hayal kapısı büyüdükten sonra kapanmıyor. Ben hâlâ günlük işleri yaparken zihnimin bir köşesinde küçük hikâyeler kuruyorum. Yazdığım şeylere baktığımda masalların dil etkisini de görüyorum. O ritmik anlatım, o tekrarlar. Bir yere gidip gitti. Böyle başlamak insanı kucaklıyor. Çocukluk kitapları etkisi zamanla değişiyor. Yirmi beşte masalı farklı okuyorsun, kırk beşte farklı. Ama bir şey değişmiyor: o çocuk sesi. İçimde hâlâ dinliyor.