Soğuk algınlığından korunma, birçok kişinin sandığından daha geniş bir konuyu kapsıyor. Sadece soğuktan kaçınmak değil; bağışıklık sistemini destekleyen bir yaşam biçimi oluşturmak bu sürecin özünü oluşturuyor. Üşümek soğuk algınlığının sebebi değil. Soğuk hava virüslerin yayılmasına uygun koşullar sağlayabiliyor, kapalı mekanlar, düşük nem, virüslerin dış yüzeylerde daha uzun süre canlı kalması, ama üşüme tek başına hastalığa yakalanmanın nedeni değil. Virüse maruz kalmak şart. El yıkama, soğuk algınlığından korunmanın en kanıtlanmış yollarından biri. Eller; kapı kolları, ortak dokunulan yüzeyler ve tokalaşmalar yoluyla virüsleri taşıyor. Sabunla en az 20 saniye yıkamak, bu taşıyıcılığı büyük ölçüde azaltıyor. Bunun yanında elleri yüze götürmemeye dikkat etmek de önemli; gözler, burun ve ağız, virüslerin vücuda giriş kapıları. Bağışıklık sistemini destekleyen beslenme de soğuk algınlığından korunmada belirleyici. Yeterli C vitamini, çinko ve D vitamini içeren besinler bu dönemde iyi birer destek. Kışın güneş ışığından yeterince faydalanamayan birçok kişide D vitamini düzeyi düşüyor; bu düşüş bağışıklık yanıtını zayıflatabiliyor. Yeterli uyku, bağışıklık sisteminin düzgün işleyebilmesi için temel bir ihtiyaç. Kronik uyku yoksunluğunun bağışıklık hücrelerinin üretimini azalttığı araştırmalarla ortaya kondu. Kış döneminde düzenli ve yeterli uyku bu yüzden daha da anlam kazanıyor. Nem düzeyi de göz ardı edilmemeli. Kapalı ve ısıtılmış ortamlarda hava çok kurursa burun ve boğazın doğal nem bariyeri zayıflıyor; bu da virüslerin mukozaya tutunmasını kolaylaştırıyor. Ortam nemlendiricisi ya da bol su içmek bu bariyeri destekliyor. Fiziksel aktiviteyi kış boyunca sürdürmek de soğuk algınlığından korunmada katkı sağlıyor. Düzenli ve orta yoğunlukta egzersizin bağışıklık fonksiyonlarını desteklediğine dair yeterli kanıt var. Not: Soğuk algınlığı semptomları başladığında ya da uzun süre devam ettiğinde bir sağlık profesyoneline danışmak en doğrusu.