Michel Foucault, iktidarın yalnızca devlet kurumlarında ya da yasalarda değil, bilgide, dilde, gündelik pratiklerde ve bedenlerde işlediğini gösterdi. Foucault iktidar analizi eleştiri bu başarıyı inkâr etmiyor; aksine bu başarının gölgesinde kalan ciddi bir gerilimi gündeme taşıyor. Temel sorun: Foucault'nun iktidar analizi her şeyi açıklıyor ama hiçbir çıkış yolu göstermiyor. İktidar söylemi oluşturuyor, söylem özneleri üretiyor, bu özneler iktidarın araçları haline geliyor, döngü kapanıyor. Direnişin kendisi bile iktidar ilişkilerinin içinde konumlanmak zorunda. Peki bu döngüden nasıl çıkılır? Foucault iktidar analizi eleştiri bağlamında Nancy Fraser'ın argümanı çarpıcı: Foucault'nun çerçevesi normatif bir temel sunmuyor. "Bu iktidar ilişkisi kötüdür" diyebilmek için bir değer ölçütüne ihtiyaç var; ama Foucault bu ölçütü sistematik olarak reddediyor. Tüm iktidar eleştirisi nihayetinde yine bir iktidar pratiğine dönüşüyorsa, daha iyi bir düzeni hayal etmek mümkün mü? Bir diğer sorun, metodolojinin tarih dışılığa açık olması. Foucault, tarihsel arşivlerden seçtiği örneklerle çarpıcı anlatılar kuruyor; ama bu seçiminin kendisi de bir perspektif, dolayısıyla bir iktidar pratiği. Bu kendi kendini yok eden bir eleştiri riski. Foucault iktidar analizi eleştiri yapılırken şunu da belirtmek gerek: Bu analizin sağladığı farkındalık araçsal olarak değerli. Kurumların ve bilginin nasıl normalize ettiğini görmek, sorgulamaya zemin hazırlıyor. Ama bu farkındalığı toplumsal değişim için harekete geçirmek, Foucault'nun kendisinin pek de yanıt vermediği bir pratik soruyu gerektiriyor.