Kantitatif tarih yöntemi, tarihsel araştırmaya istatistiksel analiz ve sayısal veri yönetimini sistematik biçimde entegre eden bir yaklaşım. Bu yöntem tarih disiplini içinde, özellikle 1960'lı ve 70'li yıllarda Annales okulu ve Amerikan cliometrics ekolünün itici kuvvetiyle yükselen bir araştırma pratiğine karşılık geliyor. Kantitatif tarih yöntemi nüfus tarihi, ekonomi tarihi ve sosyal tarih araştırmalarında en geniş uygulamayı buluyor. Vergi kayıtları, vaftiz defteri verileri, mahkeme kayıtları, ücret serisi ve fiyat indeksleri gibi seriler istatistiksel olarak analiz edildiğinde geleneksel olay tarihi yaklaşımının göremediği yapısal örüntüler görünür hale geliyor. Bu yaklaşımın metodolojik avantajı hem ölçek hem doğrulama meselesiyle ilgili. Büyük coğrafyalara ve uzun dönemlere ait trendleri anlatısal tarihin yapamadığı biçimde özetleyebiliyor. Aynı zamanda sayısal analiz rakip yorumlar arasında sınır koyucu kriterler sunabiliyor; bir iddianın gerçekten istatistiksel açıdan anlamlı olup olmadığı sınanabiliyor. Kantitatif tarih yöntemi için kaynak sorunu tartışmaların merkezinde. Tarihsel veriler modern istatistiksel yöntemler için tasarlanmış değil; kayıp değerler, tutarsız tanımlar ve örneklem önyargıları bu alanda endemikmik. Orta Çağ nüfus verisi modern sayım metodolojisinin sağladığı tutarlılıktan uzak; bu kısıt sonuçların yorumlanmasında sürekli göz önünde tutulmalı. Cliometrics, ekonomik tarih alanında kantitatif yöntemin özelleşmiş biçimi, tarihsel kontrafaktüel analizle kesişiyor. Demiryolunun ekonomik büyümeye katkısı olmasaydı ne olurdu? Bu tür sorulara yanıt vermeye çalışmak karşı olgusal bir senaryo kurmayı gerektiriyor; bu da kaçınılmaz olarak güçlü varsayımlar içeriyor. Kantitatif güç ve varsayım şeffaflığı bu noktada birlikte değerlendirilmeli. Digital humanities (dijital beşeri bilimler) kantitatif tarih yöntemini yeni araçlarla genişletti. Metin madenciliği (text mining), coğrafi bilgi sistemleri (GIS) tarih uygulamaları ve büyük veri analizleri artık tek başına bir akademisyenin erişemeyeceği kaynak havuzlarını analiz etmeye olanak tanıyor. Bu araçlar kantitatif tarihin kapsam alanını genişletirken metodolojik disiplin gerekliliğini azaltmıyor. Kantitatif tarih yöntemine yönelik eleştiriler de gerçek sorunları işaret ediyor: sayılaştırılmayı reddeden tarihsel deneyimler (birey trajedileri, kültürel anlam sistemleri, siyasi kararlar), veri ve model arasındaki uyum varsayımları ve sayısal sonuçların yorumlanmasında niteliksel karar vermek zorunda kalma paradoksu. Bu eleştiriler yaklaşımı geçersizleştirmiyor; çalışma sınırlarını netleştiriyor.