Doğal şeker zararı meselesi, sağlıklı beslenme tartışmalarında sıkça yüzeye çıkan bir konudur. "Rafine şeker yerine bal, agave ya da hindistan cevizi şekeri kullanıyorum" cümlesi, sağlıklı yaşam toplulukların popüler bir tutum haline geldi. Ancak bu tercih, gerçek bir sağlık faydasına mı dayanıyor, yoksa "doğal" kelimesinin gücüne mi? Doğal şeker zararı söz konusu olduğunda biyokimyasal gerçeklik net. Bal, fruktoz ve glikozun karışımından oluşur, tıpkı sofra şekeri gibi. Agave şurubu ise çok yüksek oranda fruktoz içerir; bu da metabolizasyon sürecinde karaciğeri yoran bir şeker türüdür. Hindistan cevizi şekeri sukroz içerir, yani beyaz şekerle neredeyse aynı bileşim. "Doğal" kaynaklı olmak, şeker moleküllerinin vücutta farklı işlendiği anlamına gelmiyor. Glisemik indeks karşılaştırmaları bazı farklar ortaya koyuyor; ancak bu farklılıkların pratik sağlık anlamı tartışmalı. Agave şurubu düşük glisemik indekse sahip, çünkü ağırlıklı olarak fruktoz içeriyor, ancak fruktoz karaciğer üzerindeki yük nedeniyle fazla tüketimde ayrı sorunlar yaratıyor. Glisemik indeks tek başına yeterli bir değerlendirme kriteri değil. Doğal şeker zararı gerçekten de var; ancak bu hasar, şekerin kaynağından değil miktarından geliyor. Dünya Sağlık Örgütü, toplam şeker alımını günlük enerji gereksiniminin yüzde onunun altında tutmayı tavsiye ediyor, ve bu sınır, kaynağına bakılmaksızın tüm eklenen şekerler için geçerli. Bal veya agave tercih etmenin tamamen anlamsız olduğu da söylenemez. Balın içerdiği eser miktarda antimikrobiyal bileşikler ve agavenin bazı prebiyo içerikleri gerçekten var. Ancak bunlar, tüketilen miktarda çok küçük bir paya denk geliyor ve sofra şekerinden kesin biçimde üstün olduğu sonucuna varmayı meşrulaştırmıyor. Tüketicilerin en çok dikkat etmesi gereken şey, "doğal" ibaresinin şeker tüketimini sınırsız hale getirdiği yanılgısından uzak durmak. Hangi şeker olursa olsun, ölçülü tüketim asıl belirleyici etken olmayı sürdürüyor.