İnce Memed inceleme açısından bakıldığında bu seriyi tek bir roman olarak değil, dört ciltlik bir Anadolu destanı olarak değerlendirmek daha doğru bir başlangıç noktası sunuyor. Yaşar Kemal'in 1955'te başlayıp 1987'ye kadar sürdürdüğü bu proje, Türk romanının coğrafi ve toplumsal haritasını en kapsamlı biçimde çizen yapıtların başında geliyor. İlk cildin Anadolu köy yaşamını, toprak ağası sistemini ve eşkıyalık geleneğini anlatışı, arketipal bir yapı taşıyor. Memed hem tarihsel hem de mitolojik düzlemde okunuyor. Kaçak, ezilmiş olanın kolektif özlemi, haksızlığa karşı duran yalnız adam, bu izlekler Anadolu kültürel belleğiyle doğrudan bağ kuruyor. İnce Memed inceleme yapılırken Yaşar Kemal'in dilinin kendine özgü bir sanat olduğunu ayrıca vurgulamak gerekiyor. Ağızdan derlenen anlatı geleneğini yazılı romana taşıması, ritim ve ses açısından diğer Türk romancılarından belirgin biçimde ayrılıyor. Yöresel sözcükler, söylence parçaları ve çevre betimlemesi tek bir bütüncül dokunun parçası haline geliyor. Eleştirel perspektiften bazı meseleler de göz ardı edilmemelidir. Serinin ilerleyen ciltleriyle birlikte karakterlerin ilk ciltteki canlılığını ne ölçüde koruduğu tartışmalı. Bazı okuyucular dördüncü cildi, ilkin yarattığı büyüyü tekrarlayan ama aşamayan bir yapıt olarak konumlandırıyor. Bu, uzun soluklu seri yazımında sık karşılaşılan bir sorun. Ayrıca serinin toplumcu gerçekçi çerçevesini hem güç hem de sınırlayıcı olarak görmek mümkün. Gücü, belirli bir toplumsal dönemi ve çatışmayı unutulmaz biçimde kayıt altına almasında. Sınırlılığı ise karmaşık karakterlerin zaman zaman ideolojik bir şema içinde şekillendirildiği hissini yaratmasında. İnce Memed'i bugün okumak, Anadolu'nun tarihsel belleğine ve sözlü kültür geleneğine bir pencere açmak demek. Sadece roman olarak değil, bir toplumun kendini anlama biçimi olarak da okunmayı hak ediyor.