Tarihi çarşı cam yapı uyumsuzluğu, şehirlerimizin en çarpıcı çelişkilerinden birini gözler önüne sermektedir. On yıllar hatta yüzyıllar önce inşa edilmiş çarşıların hemen yanı başına dikilen ya da onların üzerine yükselen cam-çelik yapılar, mimari bir diyalog kurmak yerine adeta bir monolog dayatmaktadır. Tarihi çarşı cam yapı uyumsuzluğunun temel sorunu, ölçek ve malzeme çelişkisidir. Kireçtaşı ya da tuğlayla inşa edilmiş, insan ölçeğinde yüksekliğe sahip tarihi dokular, yanlarına dikilen dev cam cephelerle anlamsız bir kontrast oluşturmaktadır. Bu durum yalnızca estetik değil, tarihin okunabilirliği açısından da sorunludur. Ziyaretçi ya da sakin, hangi katmanın ne zaman eklendiğini artık anlayamamaktadır. Bazı projeler bu uyumsuzluğu bilinçli bir estetik tercih olarak sunmaktadır. Ancak eski ile yeninin diyaloğu, her zaman karşıtlık üzerine kurulmak zorunda değildir. Başarılı örnekler, yeni yapının ölçeğini, renk paletini ve cephe ritimini tarihi dokudan alarak tasarlanan binalardır. Yasal çerçeve de yetersiz kalmaktadır. Tescilli yapıların yanına yapılacak binalar için tampon bölge ve görsel etki değerlendirmesi gibi zorunluluklar ülkemizde hâlâ sistematik biçimde uygulanmamaktadır. Belediye onay süreçleri çoğu zaman yapının kendi içindeki teknik uyumunu değerlendirmekte; çevresel bağlamı göz ardı etmektedir. Çözüm yolu, yeni inşaat yasaklamak değildir. Eski dokuya saygı duyan, onu boğmadan yanında var olan tasarımlara olanak tanıyan açık ilkeler belirlemek ve bu ilkeleri denetlemek gereklidir.