Yüzyıllık Yalnızlık okuma maceram üç baştan oluşuyor. İlk başlangıç üniversite yıllarında, beşinci sayfada durdum. İkinci başlangıç birkaç yıl sonra, on sekizinci sayfada bıraktım. Üçüncü deneme on yıl sonra, bu sefer bitmedi, benim bitirdim. Neden zordu? İlk nesil isimler sonraki nesillere aktarılıyor ve hepsi benzer. Kim kim, kim kimin oğlu, nerede duruldu. Bu kafa karışıklığını ilk iki denemede aşamadım. Üçüncü denemede bir kağıt çıkardım, soy ağacı çizdim. Bu saçma geldi başta, ama işe yaradı. Yüzyıllık Yalnızlık okuma deneyiminde büyüsü yavaş açıldı. Onuncu bölümden itibaren nesil geçişi rutine girdi ve geriye yalnızca hikaye kaldı. O noktadan sonra kitabı bırakmak istemedim. Macondo kasabası zihnimde gerçek bir yer oldu. Yağmur yağdığında, sıcak olduğunda, kasabada bir şey yıkıldığında, iklimi bildim. Bu coğrafya bilgisi kitap bitmesine rağmen kaldı. Başka kitaplara da bu coğrafya girişmeye çalıştı bir süre. Son sayfalar ağır geçti. Merak etme, anlatmıyorum. Ama şunu söyleyebilirim: sona geldiğimde geriye dönüp baktım, o karmaşık soy ağacı artık kafamda otururdu. Başlangıçta kafa karıştıran şey, sonda anlam taşıyan bütünün parçasıydı. Yüzyıllık Yalnızlık okuma deneyimi sabırlı okuyucuya kendini açan bir kitap. Sabırsız birine değil. Ben üçüncü denemede sabırlı olduğum için bitti.