Travma sonrası stres bozukluğu tanısı, iki baskın sınıflama sisteminin farklı epistemik önceliklerine göre şekillenmektedir. TSSB tanı kriterleri ICD-11 DSM-5 karşılaştırması, yalnızca terminolojik bir farklılık meselesi değil, psikopatoloji kavramlaştırmasındaki temel ayrışmaların yansımasıdır. DSM-5, TSSB'yi sekiz temel kritere bölmüştür: A) Travmatik olay maruziyeti, B) Yeniden yaşama belirtileri (flashback, kabus), C) Kaçınma, D) Bilişsel ve duygu durumu değişiklikleri, E) Aşırı uyarılmışlık. Bu yapısal çerçeve, 1994 DSM-IV'e kıyasla önemli değişiklikler içerir: Travma yanıtında öznel dehşet veya çaresizlik koşulu kaldırılmış, D kümesi yeni eklenmiştir. DSM-5'in 20 belirtiden oluşan operasyonel yapısı araştırma alanında ölçek geliştirme için elverişliyken, geniş kapsam sınır problemleri de doğurur. ICD-11 ise çok farklı bir yol seçmiştir. Temel belirtileri üç kümeyle sınırlı tutmuştur: yeniden yaşama (hem olaysal hem de duyusal), kaçınma ve tehdit algısı. ICD-11'in en köklü katkısı, Kompleks TSSB'yi (KPTSD) ayrı bir tanı kategorisi olarak tanımlamasıdır. Çocukluk çağı ihmalı, kronik istismar veya uzun süreli tutsaklık gibi kümülatif travmalara maruz kalan bireylerde görülen öz-örgütlenme bozuklukları, benlik kimliğinde kırılganlık, duygu düzensizliği ve ilişkisel güçlükler, DSM-5 sisteminde sistematik biçimde yer bulmamıştır. Bu ayrışmanın klinik sonuçları somuttur. Çalışmalar, DSM-5 tanı kriterlerini karşılayan bireylerin yaklaşık %25-30'unun ICD-11 KPTSD kriterlerini karşıladığını ve bu grubun farklı tedavi hedefleri gerektirdiğini göstermektedir. Standart travma odaklı bilişsel-davranışçı terapinin yeniden yaşama ve kaçınmayı hedef alan protokolleri, öz-örgütlenme bozukluğu ön planda olan hastalarda yetersiz kalabilmektedir. Tanı güvenilirliği açısından ICD-11'in daha sade yapısı kültürlerarası uygulamada avantaj sağlarken, DSM-5'in ayrıntılı operasyonel kriterleri araştırma homojenliğini destekler. Türkiye gibi ülkelerde adli psikiyatri ve engellilik değerlendirmelerinde hangi sınıflama sisteminin kullanıldığı, tanı oranları ve hakların tespiti üzerinde doğrudan etki yaratmaktadır. Pratik uygulamada her iki sistemin sağladığı bilginin entegre edilmesi, travma kliniği pratiğinde daha bütünlükçü bir değerlendirme sunmaktadır. Özellikle kronik travma öyküsü olan hastalarda TSSB tanı kriterleri ICD-11 DSM-5 perspektiflerinin birlikte kullanılması, gizli kalan klinik tablonun görünür kılınmasına katkı sağlar.