Mikroskopla kan gözlemi yapmak istediğimde merak mı, biraz da korku muydu, ikisi karışıktı. Bir hobi mikroskobu almıştım, büyütme 400x'e kadar çıkabiliyordu. İnceleyecek şeyler aradım: yaprak, tuz kristali, su damlası. Bunların hepsi heyecan vericiydi ama mikroskopla kan gözlemi fikri ayrı bir çekim yarattı. Parmak ucumu steril bir lansete değdirdim. Küçük bir damla çıktı. Lam üzerine koydum, lamel kapattım ve mikroskobu ayarladım. 40x büyütmede kırmızı bir dağınıklık gördüm. Anlamsız görünüyordu. 100x'e geçtim. Yuvarlak, düzgün şekilli nesneler belirdi, eritrositler. Beklediğim o "ders kitabındaki" görüntü değildi. Daha ham, daha sıkışık, daha gerçekti. Mikroskopla kan gözleminin en şaşırtıcı kısmı şu oldu: eritrositlerin ortasının çökmüş göründüğünü fark ettim. Çiçek şeklinde, çift tarafı hafifçe içe kavisli. Bunun bir nedeni vardı, bu disk şekli, kılcal damarlardan geçişi kolaylaştırıyordu. Öğrendiğim bilgi, görüntüyle birleşince anlam kazandı. Beyaz küreleri aramaya çalıştım. Bulmak daha zor, sayıca çok daha az ve renksizler. Birkaç dakika sonra bir tane gördüm. Eritrositlerden büyük, düzensiz kenarlı. O an tüylerim diken diken oldu biraz. Mikroskopla kan gözlemi bana şunu gösterdi: bedenimizin içinde, gözle görünmeyen ölçekte, inanılmaz bir hareket ve düzen var. Bunu bilmek ile görmek arasında dağ kadar fark var. O küçük damlaya bakmak, biyoloji kitaplarını yıllarca okumaktan daha fazla şey hissettirdi.