O gün sabah yedide uyandığımda içimde garip bir gerginlik vardı. Telefona baktım, müşteriden mesaj: "Tercüman saat 10'da ofiste olsun." Tercümanlık deneyimim sıfırdı, üniversiteden yeni mezun olmuştum ve bu ilk ücretli işimdi. Ofise gittiğimde beni bir toplantı odası bekliyordu. Masanın bir tarafında Türk taraf, diğerinde yabancı misafirler. Bana sadece "simultane değil, ardıl yapacaksınız" dediler. Ardıl tercümanlık deneyimimden bahsetmemişlerdi, ben de sormamıştım, bu ilk büyük hatam. Tercümanlık deneyimimin olmadığını ilk cümleden anladım. Konuşmacı uzun, teknik bir paragraf söyledi. Not almaya çalıştım ama elim titriyordu. Kalemi düşürdüm. Eğildim, aldım. Baktım ki oda beni izliyor. O an ne hissettim? Kulakların dolduğu, boğazın kapandığı, zihnin boşaldığı his. Tamamen dondum. Ama sonra bir şey oldu. Yıllarca dil çalışmıştım. Bir yerlerde sakladığım o bilgi, panik modunda bile harekete geçti. Eksik, tutuk bir tercüme yaptım. Muhtemelen bazı nüansları kaçırdım. Ama aktardım. Sonraki saatlerde kendimi toparladım. Not alma ritim buldum, kısa cümleleri daha iyi yakaladım. Öğleden sonraki oturum sabahkinden çok daha akıcı geçti. O günden beri tercümanlık deneyimimin özünde şunu taşıyorum: İlk donma anı geçici. Panik, hazırlığı yok etmez, sadece geciktirir. O ofisten çıkarken utanmıştım biraz. Ama o utancın bana öğrettiği şeyler, hiçbir ders kitabının öğretemeyeceği şeylerdi. Şimdi yeni başlayanlara şunu söylüyorum: İlk toplantıdan önce mutlaka konunun teknik terimlerini araştırın. Tercümanlık deneyimi olsa da olmasa da, hazırlıksız girilen hiçbir toplantı kolay geçmez. Ve eğer bir gün donup kalırsanız, bilin ki o his geçiyor. Sonraki cümleyle birlikte.