Aktif fon yöneticisi, piyasayı analiz ederek ortalama getirinin üstünde performans sağlamak iddiasıyla çalışıyor. Bu iddia için hem yatırımcıdan hem de fonun içinden ücret alıyor. Yatırım fonu endeks performansı tartışması tam da burada başlıyor: Aktif yönetim için ödenen prim gerçekten karşılığını veriyor mu? Veriler sert bir tablo çiziyor. S&P 500 gibi büyük endeksleri izleyen çalışmalar, on yıllık dönemlerde aktif fon yöneticilerinin yüzde seksen beş ila doksan arasında bir oranla karşılaştırma endeksinin gerisinde kaldığını gösteriyor. Performansı zirveye yakın olan fon yöneticilerinin büyük çoğunluğu bu üstün performansı sürdüremiyor, sonraki dönemlerde ortalamanın gerisine düşüyor. Yatırım fonu endeks performansı denklemi için maliyet faktörünü görmek şart. Aktif yönetim ücreti, yıllık yüzde bir ila iki arasında değişiyor. Bu oran küçük görünebilir; ama bileşik faiz etkisiyle on yıllık süreçte toplam getirinin ciddi bir bölümünü eritiyor. Yalnızca bu maliyet farkı bile çoğu aktif fonu endeksin gerisine düşürmeye yetiyor. Neden bu kadar çok fon yöneticisi başarısız oluyor? Çünkü piyasaları sürekli olarak yenmek son derece zor. Tüm profesyoneller aynı bilgiye erişiyor, aynı araçları kullanıyor ve aynı fiyatlarla alıp satıyor. Bu ortamda sistematik bir avantaj elde etmek için gerçekten istisnai bir bilgi ya da analitik kapasiteye ihtiyaç var, ve bu istisnai. Yatırım fonu endeks performansı meselesinde yapıcı sonuç şu: Düşük maliyetli endeks fonları, çoğu yatırımcı için makul ve kanıta dayalı bir seçenek. Bu, aktif fonların hiçbir zaman işe yaramadığı anlamına gelmiyor; ama geçmiş performanstan bağımsız olarak her birini titizce sorgulamak şart.