"Düşünüyorum, öyleyse varım." Descartes'ın bu öncülü modern felsefenin mihenk taşlarından biri. Ama bu cümleyi mümkün kılan varsayım, zihnin bedenden özce farklı ve bağımsız olduğu fikri, Descartes zihin beden düalizmi eleştiri açısından bugün çok daha sancılı bir konumda duruyor. Descartes'a göre zihin, düşünen ve uzamsal olmayan bir töz; beden ise uzamsal ve mekanik bir töz. İkisi birbirinden farklı, ama bir şekilde etkileşiyor, beyin üzerindeki epifiz bezi üzerinden. Bu açıklama, sorunu çözmek yerine daha derin bir soruyu doğuruyor: Farklı türden iki töz nasıl birbiriyle etkileşebilir? Descartes zihin beden düalizmi eleştiri bugün nörobilim cephesinden geliyor. Beyin görüntüleme çalışmaları, zihinsel deneyimlerin belirli sinirsel süreçlerle korelasyon içinde olduğunu gösteriyor. Üzüntü bir duygu değil; aynı zamanda limbik sistemde ölçülebilir bir aktivasyon. Bu, zihin-beden bütünlüğüne işaret eden güçlü ampirik bir kanıt. Öte yandan düalizmin savunucuları bu kanıtı farklı yorumluyor: Korelasyon nedensellik değildir. Beyin aktivasyonunu ölçmek, öznel deneyimi, qualia'yı, açıklamıyor. Bir kişinin kırmızı rengi gördüğündeki deneyim ile beyin görüntüsü arasında hâlâ kapanmamış bir boşluk var; buna "zor bilinç sorusu" deniyor. Descartes zihin beden düalizmi eleştiri bağlamında şunu söylemek mümkün: Kartezyen düalizm, nörobilimin gelişimiyle ciddi baskıyla karşılaştı ve artık çoğu felsefeci tarafından savunulamaz buluyor. Ama zihinsel deneyimin fiziksel süreçlere tam olarak indirgenip indirgenemeyeceği sorusu hâlâ açık. Descartes'ı terk etmek, bilincin sırrını çözdüğümüz anlamına gelmiyor.