İlk teleskop deneyimim soğuk bir Kasım gecesine denk geldi. Balkonun taşlığında kutunun üzerinde oturmuş, talimat kağıdını döndürüp duruyordum. Türkçe çevirisi yanlış yapılmış bir talimat kağıdı, üstelik. Ayakları mı önce takmalıydım, tüpü mü? Yarım saat sonra bir şey kurmuştum ama o şeyin teleskop mu yoksa küçük bir çadı iskeleti mi olduğundan emin değildim. Neyse ki komşumun balkonunda biri vardı ve merak edip sordu. Emekli bir öğretmendi, yıllarca amatör astronomi kulübüne gitmişti. İlk teleskop deneyiminin böyle geçmemesi gerektiğini söyledi ve ekledi: "Odaklamayı öğrenmeden gökyüzüne bakma, sadece hayal kırıklığı görürsün." Haklıydı. O gece bana iki şey öğretti. Birincisi oküler: teleskopa takılan mercek. İkincisi odaklama halkası. O halkayı yavaşça döndürdükçe bulanık leke netleşmeye başladı ve ilk kez Ay'ın kraterleri göründü. Sadece kraterleri değil, gölgelerini de. Ay'ın yüzeyindeki tümseklerin gece ışığında bıraktığı gölgeleri. O an içim sıkıştı. Çok uzaktı, çok büyüktü ve ben hiç bu kadar küçük hissetmemiştim. İlk teleskop deneyiminde yapılan klasik hata, en yüksek büyütmeyle başlamak. Ben de yaptım. Ekranın tamamı titriyor, hiçbir şey durmuyor, rüzgâr bile büyütme oranını mahvedebiliyor. Komşum şunu dedi: "Düşük büyütme daha geniş, daha sakin görüntü verir. Önce bul, sonra yaklaştır." Bunu öğrenmem iki hafta sürdü. Teleskobumu balkona kurduğumda çevredeki ışık kirliliğini de fark ettim. Apartmanın karşısındaki reklam tabelası, sokak lambaları, uzaktaki trafiğin kırmızı-beyaz ışıkları. Hepsini fotoğraf çeker gibi çerçeveye almıştım; oysa gökyüzünü görmek istiyorsam ışıktan kaçmam gerekiyordu. Birkaç hafta sonra şehir dışına çıktım. Yıldızlar oradan çok farklı görünüyordu. Başka bir gökyüzüydü adeta. İlk teleskop deneyimi bana astronomiyi öğretmedi; sabretmeyi öğretti. Gökyüzü acele etmiyor. Gezegenler saatlerle değil, haftalar ve aylarla hareket ediyor. Her gece aynı noktaya bakmak, haftalarca takip etmek, küçük değişiklikleri fark etmek, bunlar zamanla gelen şeyler. Şimdi teleskobuma her baktığımda o Kasım gecesini hatırlıyorum. O talimat kağıdını, o bulanık lekeleri ve o ilk kraterleri.