Boya göre giyinme kavramını ilk duyduğumda "herkes her şeyi giyebilir" diye geçiştirdim. Teoride doğru; ama pratikte beden ve giyim arasındaki denge, beni uzun süre zorlayan bir şeydi. 163 santim boyuyla standart kesimler her zaman bana göre değildi. Pantolonların paçaları uzun geliyordu, gömlek boyları çok uzun; oversize modasıyla birlikte üzerim bir çadıra dönebiliyordu. Boya göre giyinme meselesi benim için estetikten önce pratik bir sorundu. Yıllar içinde fark ettiğim ilk şey, bel hattının görünür olmasının bedeni uzatmasıydı. Belli belli bir belden geçen parçalar, uzun bacak yanılsaması yaratıyor. Boya göre giyinme açısından bu basit bir kural ama etkisi dramatik. Bir başka önemli keşif, uzun pantolonları dönüştürmeyi öğrenmekti. Paça katlama sadece pratik değil, aynı zamanda stilistik bir tercih. Ayak bileğini göstermek, görsel olarak boyu uzatıyor. Boya göre giyinmede küçük detaylar büyük sonuç veriyor. Kaçınmayı öğrendiğim şeyler de vardı: dizi tam örten etek boyları bedenimi kesiyor gibi gösteriyordu, gevşek ve uzun üstler ise boğucu hissettiriyordu. Boya göre giyinme benim için kısıtlama değil, özgürlük oldu; ne işe yaradığını bilince seçim yapmak çok kolaylaşıyor. Şimdi beden boyuma göre değil, bilgime göre alışveriş yapıyorum. Dükkânda bir şeyi denediğimde ne görmem gerektiğini biliyorum. Bu yetkinlik, yıllarca süren deneme yanılmanın ürünü.