Ezber eğitimi eleştirisi, Türkiye'nin ve dünyanın pek çok ülkesindeki eğitim sisteminin temel bir paradoksunu gün yüzüne çıkarıyor: Öğrencileri değiştirdiğini iddia eden bir sistem, aslında kendini korumak için öğrencileri araçlaştırıyor. Ezber, bilginin anlaşılmaksızın depolanmasıdır. Formüller, tarihler, tanımlar, şemalar, bunların nasıl işlediğini değil, nasıl söyleneceğini öğretmek. Sınav sistemiyle birleştiğinde, bu yaklaşım başarıyı anlayışla değil bellekle ölçer. Ezber eğitimi eleştirisi birkaç temel düzlemde bu sistemi sorgular. Birincilik sorunu: Anlayış değil performans. Ezber temelli eğitim, öğrencinin neyi bildiğini değil neyi ne kadar hızlı ve doğru tekrarlayabildiğini ölçer. Bu ölçüt, öğrenme derinliğini değil, uyum kapasitesini ödüllendirir. Sisteme uyum sağlayan öğrenci başarılı sayılır; sistemin dışına taşan, soru soran, farklı düşünen öğrenci çoğunlukla sorunlu olarak görülür. İkinci sorun: Transfer edilemeyen bilgi. Ezber yoluyla edinilen bilgi, bağlam dışında çoğunlukla işlevsiz kalır. Formülü ezberlemiş ama problemi çözerken neden o formülü uyguladığını bilmeyen bir öğrenci, okul dışında bu bilgiden yararlanamaz. Üçüncü sorun: Eleştirel düşünce bastırılması. Doğru cevabın tek ve önceden belirlenmiş olduğu bir ortamda, soru sormak ve farklı düşünmek risk taşır. Ezber sistemi, entelektüel uyumu ödüller; merakı ve muhalif düşünceyi zaman zaman cezalandırır. Dördüncü sorun: Sisteme fayda. Ezber temelli değerlendirme, standartlaştırılmış kitlesel testlerle uyumludur. Bu testleri yönetmek, puanlamak ve kıyaslamak kolaydır. Yani ezber eğitimi, sistematik ölçme ve karşılaştırma ihtiyacına cevap verir, öğrencinin gerçek öğrenmesine değil. Bu eleştiri, tüm ezberin gereksiz olduğunu söylemez. Belirli bilgilerin içselleştirilmesi için tekrar ve belleme gereklidir. Ama ezberi merkeze alan, kavrayışı ikincil konuma iten bir sistem, öğrencinin uzun vadeli entelektüel kapasitesini değil kısa vadeli sınav performansını üretir. Ve bu farkın ciddi toplumsal bedelleri vardır.