Koro deneyimi benim için neredeyse sıfırdan başlamak demek oldu. Yıllarca solo şarkı söylüyordum; kendi sesime güveniyordum. Ama koroyu ilk hafta dinleyince fark ettim: solo ses ile toplu ses bambaşka şeylerdir. Koro deneyiminin ilk günü nerede duracağımı sordular. Tenor mu, bariton mu? Test yaptılar; sesimin orta aralığa düştüğünü söylediler. Bariton grubuna dahil oldum. Yanımda duran insanların sesleri benimkinden tüyü farklıydı; birbiriyle konuşuyordu sanki. İlk birkaç ay teknik egzersizlerle geçti. Rezonans, nefes desteği, ses yansıması. Bunların bir kısmını bildiğimi sanıyordum; koro eğitmeni çok daha derine indi. Ses tellerini yormamanın yolunu orada öğrendim gerçek anlamda. Koro deneyiminin beni en çok şaşırtan kısmı dinleme alışkanlığıydı. Koro içinde kendi sesini duyarken aynı zamanda yanındakini duyman gerekiyor. Sesi fazla baskıladığında grubun dengesini bozuyorsun. Bu dengeyi bulmak haftalarca sürdü. Bireysel sesi çok öne çıkarmak koroyu bozuyor; bu paradoks garip ama güzel bir ders. Bir dönem sonunda sahneye çıktık. Konser salonu, ışıklar, seyirci. Koro olarak birlikte çıkan ses o gün ilk kez bu kadar güçlü duyuldu kulağımda. Bir şey söyleyemiyorum o an için; hissedilmesi gerekiyor. Koro deneyiminden çıkardığım en büyük ders: iyi bir müzisyen olmak için iyi bir dinleyici olmak gerekiyor. Bu basit gerçeği koro olmadan bu kadar derinden kavrayamazdım.