Hastaneden eve dönüş bebek gerçeğini kimse bana doğru dürüst anlatmamıştı. Çevremden duyduklarım hep 'mutluluk', 'o koku', 'tarif edilemez his' üzerineydi. Bunlar yalansa değildi ama eksikti. Hastaneden eve dönüş bebekle ilk adımı attığım an arabanın arka koltuğuna oturmuş, minik bebeğimi kollarımda tutuyordum. Eşim yavaşça gidiyordu. Kapıdan girdik, annemi, kaynanami kapıda bulduk, şaşkın gülümsemeler, ağlayan gözler. Ben de gülümsedim. Ama içimde bir şey 'şimdi ne yapacağım?' diye sormadan duramıyordu. İlk gece uyku gelmedi. Üç saatte bir emzirme, değişim, tekrar. Ben uyuduğumu sanırken bebek ağlıyor; uyumadığımda bebek uyuyor. Sabah kalktığımda kendimi tanımıyordum. Hastaneden eve dönüş bebekle ilk haftanın en sert gerçeği şuydu: her şey aynı anda geliyor, sevgi, yorgunluk, korku, sorumluluk. Bebeğin neden ağladığını bilmiyorsun, doğru mu tutuyorsun emin değilsin, göğüs sütün yeterli mi anlayamıyorsun. Çevrem 'dinlen dinlen' diyordu ama nasıl? Annem 'ben varım' dediğinde onu dinlemedim, yardım almadım. Sonunda bir gece o bebeği alıp ben uyudum, ve iki saat sonra kalkınca dünya farklı görünüyordu. O uyku dersi bana 'yardım istemek zayıflık değil' öğretti.