Tarih nesnellik sorunu, disiplinin varoluşsal gerilimlerinden birini oluşturur. Tarihçi, araştırdığı nesneye dışarıdan bakan bir gözlemci değildir; kendi dönemi, kültürü, ideolojisi ve kişisel deneyimleriyle biçimlenmiş bir öznedir. Bu temel koşul, tarihsel bilginin nesnel olup olamayacağı sorusunu hem epistemolojik hem de etik bir sorun hâline getirir. Tarih nesnellik sorunu üzerine 20. yüzyılda sürdürülen tartışma birkaç temel pozisyon etrafında kristalleşti. Pozitivist gelenek, tarihçinin kaynaklara sadık bir analiz yoluyla geçmişi nesnel biçimde yeniden inşa edebileceğini savundu; Leopold von Ranke'nin "wie es eigentlich gewesen", geçmişi olduğu gibi göstermek, ifadesi bu pozisyonun sembolik özetidir. Eleştirel karşı çıkış ise erken 20. yüzyılda güçlendi: Benedetto Croce'nin "tüm tarih çağdaş tarihtir" tezi, her tarihsel açıklamanın çağın sorunlarınca biçimlendiği savını merkeze taşıdı. Hayden White, 1973'te yayımladığı Metahistory adlı çalışmasında tarih nesnellik sorununu başka bir boyutta ele aldı. White'a göre tarihçi, olayları bir araya getirirken kaçınılmaz olarak anlatısal yapılara başvurur; trajedi, komedi, romans ve hiciv gibi edebi türler tarihsel açıklamanın formunu önceden belirler. Bu perspektiften bakıldığında tarihsel anlatı, olgusal seçimlerden önce retorik bir tercih içerir. Peter Novick'in "noble dream" eleştirisi, Amerikan tarihçiliği özelinde nesnellik idealinin nasıl bir mesleki ideoloji işlevi gördüğünü ortaya koydu. Nesnellik söylemi, bir yanda standartlaşma ve akademik meşruiyet sağlarken diğe yanda hangi seslerin tarihe dahil edildiği sorusunu geri plana itebilir. Bu tartışmadan çıkan pratik sonuç, tam nesnelliğin değil metodolojik şeffaflığın ulaşılabilir bir standart olduğudur. Tarihçi kaynak seçimini, yorumlama çerçevesini ve kendi konumunu açıkça beyan ettiğinde, tarih nesnellik sorununun yarattığı gerilim eleştirel bir dürüstlüğe dönüşür. Intersubjektivite, yani farklı araştırmacıların aynı kaynakları bağımsız biçimde inceleyerek örtüşen sonuçlara ulaşması, bilimsel tarihçiliğin dayandığı pratik güvencedir; mutlak nesnellik değil.