Bir ürünün ambalajına "çevre dostu", "geri dönüştürülebilir" veya "sürdürülebilir tasarım" yazısı eklendiğinde, bu bilginin tüketici açısından gerçekten neyi ifade ettiği çoğunlukla muğlak kalıyor. Ambalaj tasarımı sürdürülebilirlik tartışması, bu söylemin ne ölçüde gerçeği yansıttığını ve ne ölçüde bir pazarlama katmanı olduğunu sormayı gerektiriyor. Birkaç yaygın sorun var. Birincisi, "geri dönüştürülebilir" ile "geri dönüştürülen" arasındaki fark. Teknik olarak geri dönüştürülebilir bir ambalaj, pratikte geri dönüştürülmüyor olabilir; bunun için doğru altyapı, tüketici davranışı ve lojistik gerekiyor. Ambalaj tasarımı sürdürülebilirlik iddiası bu zinciri görmezden geldiğinde, gerçek çevresel etki değil tasarım niyeti öne çıkıyor. İkincisi, sürdürülebilir ambalajın toplam döngüsü değerlendirilmeden yapılan kısmi değerlendirmelerdir. Cam, geri dönüştürülebilir ama üretim ve taşıma sürecindeki karbon ayak izi plastik ambalajın çok üzerinde olabilir. Biyobozunur malzeme, konvansiyonel çöp sistemine girdiğinde beklenen sürede bozunmuyor. Bu bağlamsal bilgiler olmadan yapılan sürdürülebilirlik iddiası eksik kalıyor. Üçüncüsü, görsel yeşil kimlik kullanımıdır. Yeşil renk, yaprak motifleri ve doğa fotoğrafları ambalaj üzerinde bir sürdürülebilirlik algısı yaratıyor; ama bu görsel dil, ürünün gerçek çevresel etkiyle bağlantısız bir kimlik inşasıdır. Buna "greenwashing" deniyor ve ambalaj tasarımı sürdürülebilirlik tartışmalarında merkezi bir yer tutuyor. Bu eleştiri, sürdürülebilir ambalaj çabalarını tümüyle geçersiz saymıyor. Gerçekten daha az plastik kullanan, daha hafif, dolum için tasarlanmış ya da geri dönüşüm altyapısını hesaba katan tasarımlar değerli adımlar. Ama bu adımların ayrıştırılması, söylemin gerçeği örtmeye değil aktarmaya hizmet etmesi için hem tasarımcının hem tüketicinin sorumluluğundaki bir farkındalığı gerektiriyor.