Hattuşa Hitit başkenti ziyareti planladığımda beklediklerimi tam olarak tarif edemezdim. Sadece "büyük bir arkeoloji alanı" biliyordum. Oraya gittiğimde anladım "büyük" kelimesinin yetersiz kaldığını. Çorum il merkezinden kırk beş dakika yol. Alan büyük, yürümek istiyor. Sabah erken gittim, kalabalık yoktu, hava serin. Kapıdan girince önce taş duvarlar, sonra tapınak alanları, en sonunda kaya kapıları. Hattuşa Hitit başkenti ziyaretinin beni en çok etkileyen noktası kaya kapıları oldu. Üç büyük kapı: aslan, sfenks, kral. Her birinin önünde durdum. O taşları on dört yüzyıl önceki eller yontu. Düşünmek başka, hissetmek başka. Aslan kapısının önünde fotoğraf çeken bir grup vardı. Ben kenara çekildim ve baktım. Bu taşın ne gördüğünü düşündüm: şehrin kurulmasını, gelişmesini, yıkılmasını, yüzyıllarca toprak altında kalmasını, kazılmasını, turist akınını. Taş hepsine tanıklık etti. Hattuşa Hitit başkenti ziyaretinde rehbersiz gittim, ama orada bir rehberin anlatısını kısa süre dinledim. "Dünyada ilk yazılı barış antlaşması buradan çıktı" dedi. Bunu biliyordum teorik olarak. Ama o toprakta ayakta dururken başka duyuldu. Dönüşte sessiz oturdum arabada. Kuru çorba içtim bir kasabada, bekledim. Bazı yerler düşünmek için zaman ister. Hattuşa o yerlerden.