Duchamp hazır yapıt kurumsal teori bağlantısı, 20. yüzyıl sanat felsefesinin en yoğun tartışma alanlarından birini oluşturur. Duchamp'ın 1917'de bir pisuar nesnesini 'Fountain' başlığıyla sergilemek üzere göndermesi, sanatsal kimliğin eserin fiziksel özelliklerinde değil sunum bağlamı ve kurumsal onayda yattığını önermiştir. Duchamp hazır yapıt uygulamaları, estetik deneyimin geleneksel odağı olan el işçiliğini, özgünlüğü ve ifadeselliği kasıtlı olarak paranteze alır. Nesne endüstriyel üretimle elde edilmiş ve sanatçının fiziksel müdahalesi neredeyse yoktur; tek müdahale isimlendirme (titling) ve bağlam değişikliğidir. Bu eylem 'sanat' statüsünün nerede üretildiğini sorar: nesnede mi, zihinsel eylemde mi yoksa kurumda mı? George Dickie'nin 1969'da geliştirdiği kurumsal sanat teorisi, Duchamp hazır yapıt pratiğinin açtığı soruyu sistematik yanıtlamayı amaçlar. Teoriye göre bir artefakt, sanat dünyası adına hareket eden kişi ya da kişiler tarafından takdir edilmeyi hak eden bir aday olarak sunulduğunda sanat nesnesi statüsü kazanır. Bu tanım nesnenin intrinsik niteliklerini dışlar ve sanatın sosyal-kurumsal bir inşa olduğunu tescil eder. Duchamp hazır yapıt kurumsal teori eksenindeki bu tartışma, günümüz sanat piyasası ve müze pratiklerinin anlaşılmasında hâlâ işlevseldir. Kimin 'sanat dünyası' içinde sayıldığı, kimin gücü olmadığı ve bu sınırların kültürel politika açısından ne anlama geldiği soruları Duchamp'ın pisuar jestinden doğrudan türer. Eleştirel sanat teorisi bu güç ilişkilerini görünür kılmayı sürdürmektedir.