Popüler roman edebi değer meselesinde, çoğu zaman iki farklı tutum birbirinden keskin biçimde ayrışıyor. Bir tarafta çok satan romanı "sığ" bulan edebi çevre; öte tarafta yüksek edebiyatı elitist ve anlaşılmaz olarak değerlendiren geniş okur kitlesi. Bu ayrışma gerçek mi, yoksa yapay mı? Popüler roman edebi değer ilişkisi karmaşık çünkü her iki kavram da örtük varsayımlar içeriyor. "Edebi değer" kimin değerlendirdiğine göre değişen bir ölçüt. Akademik edebiyat eleştirmenleri ile sıradan okuyucular arasındaki fark çoğunlukla kurumsal sınır çizgilerini yansıtıyor. Hangi metnin kanona girip girmeyeceğini belirleyen güç ilişkileri bu tartışmanın görünmez arka planı. Bir romanın geniş kitlelere ulaşması, onun sanatsal olgunluğunu hem güçlendirebilir hem de zayıflatabilir. Anlatının çok geniş bir dinleyici kitlesiyle temas kurabilecek evrensel duygusal gerçekler barındırması bir güç; ancak bu genişlik bazen anlatının gerçek karmaşıklığı pahasına elde ediliyor. Çok satan bazı romanların bilinçli olarak keşfetme çabasını azalttığı, beklentileri karşılamak için yazdığı görülüyor. Popüler roman edebi değer açısından en ilginç örnekler, her iki kategoriyi de zorlayan yapıtlar. Geniş kitlelere ulaşırken derin anlatısal kaygılar taşıyan romanlar var; bunların varlığı iki kategorinin kesişme noktasının gerçek olduğunu kanıtlıyor. Bu kesişme nokta, çoğu zaman piyasa terimleriyle tartışılan edebiyat gündeminin dışında tutuluyor. Okur sayısının edebi değerin ölçütü olamayacağı açık. Tarihsel olarak bakıldığında, bazı kalıcı eserler dönemlerinde yeterli ilgiyi görmemiş; bazı çok satanlar ise kısa sürede unutulmuştur. Kalıcılık meselesi yalnızca başlangıçtaki popülarite rakamlarıyla açıklanamıyor. Popüler roman edebi değer tartışmasının en üretken sonucu, ikili sınıflandırmadan çıkmak ve her metni kendi koşullarında okumak. Bu tutum hem eleştirmenlerin hem de okurların tartışmaya açık bırakması gereken bir yön.