Enflasyona karşı yatırım yapmak, paranın satın alma gücünü koruma amacıyla başvurulan bir stratejidir. Enflasyon oranı, mevduat faizinin üzerine çıktığında nakit tutmanın reel anlamda değer kaybettiği bilinir; bu nedenle farklı araçların işlevi ve özellikleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Altın, tarihsel süreç içinde enflasyona karşı yatırım araçlarının başında yer alır. Bunun temel nedeni, altının arzının sınırlı olması ve merkez bankalarının para politikalarından bağımsız olarak değer taşımasıdır. Gram altın ya da Cumhuriyet altını gibi fiziki formlar doğrudan elde tutulabilirken, borsa üzerinden işlem gören altın sertifikaları ya da fon payları da benzer bir işlev görür. Döviz cinsinden varlıklar, özellikle yerli para biriminin değer kaybettiği dönemlerde enflasyona karşı yatırım amacıyla sıklıkla tercih edilir. Döviz tutmak, dış ülkelerin enflasyon oranıyla yerli enflasyon arasındaki farktan etkilenir. Yüksek enflasyonlu bir ortamda yerli para değer kaybediyorsa, yabancı para cinsinden varlıklar reel değer koruma işlevi görebilir. Ancak dövizin de kendi içinde volatilitesi olduğu ve bu riskin de hesaba katılması gerektiği unutulmamalıdır. Enflasyona endeksli devlet tahvilleri, bazı ülkelerde doğrudan enflasyona karşı yatırım yapmak amacıyla tasarlanmış araçlardır. Bu tahvillerin anapara ya da faiz ödemeleri, belirli bir enflasyon endeksine bağlı olarak güncellenir. Türkiye'de TÜFE'ye endeksli devlet iç borçlanma senetleri bu kategoriye girer. Enflasyon yükseldiğinde tahvilin reel getirisi de buna paralel artar. Hisse senetleri de uzun vadeli perspektifte enflasyona karşı yatırım aracı olarak değerlendirilir. Şirketler, artan maliyetleri fiyatlarına yansıtabildikleri ölçüde enflasyon ortamında kârlılıklarını koruyabilir. Bu özellikle enerji, hammadde ve tüketim ürünleri sektörlerinde faaliyet gösteren şirketler için geçerli olabilir. Kısa vadede ise hisse senetleri yüksek dalgalanma gösterebileceğinden, bu araç daha çok uzun vadeli planlamayla birlikte ele alınır. Gayrimenkul, enflasyona karşı yatırım araçları arasında geleneksel bir yer tutar. Kira gelirleri ve mülk değerleri enflasyonla birlikte artma eğilimi taşır; bu da reel değer kaybının önüne geçebilir. Ancak gayrimenkul yatırımının likiditesi düşük olduğundan, acil nakit ihtiyacında hızlı çevrilebilirlik sınırlıdır. Ayrıca alım-satım masrafları ve vergi yükümlülükleri de toplam getiriyi etkiler. Tüm bu araçların ortak bir özelliği vardır: hiçbiri tek başına tam anlamıyla garanti sağlamaz. Enflasyona karşı yatırım stratejisi oluşturulurken varlık çeşitlendirmesi, yatırım ufku ve kişisel likidite ihtiyacı birlikte değerlendirilir. Tek bir araca yüklenmek, o aracın kendine özgü risklerini de beraberinde getirir.