Girişimcilik endüstrisi eleştirisi, son yirmi yılda muazzam biçimde büyüyen bir ekosistemi sorgular. Konferanslar, hızlandırma programları, melek yatırımcı ağları, startup medyası, girişimcilik dersleri, başarı anlatıları... Girişimcilik artık yalnızca ekonomik faaliyet değil; bir yaşam tarzı, bir kimlik, hatta bir din gibi sunuluyor. Bu dönüşüm birçok açıdan olumlu. Girişimciliği teşvik etmek, inovasyon kültürünü güçlendirmek ve risk alma kapasitesini desteklemek toplumsal açıdan değerlidir. Ama girişimcilik endüstrisi eleştirisi, bu büyüyen ekosistemin nasıl kendi çıkarlarına hizmet eden bir hayal fabrikasına dönüştüğünü sorguluyor. Birincilik sorunu: Para kimin elinde? Girişimcilik ekosisteminin ekonomisine bakıldığında, para çoğunlukla hizmet sağlayıcıların, organizatörlerin ve platformların elinde birikir; girişimcilerin değil. Hızlandırma programı sertifikaları, konferans biletleri, mentorluk paketleri, iş geliştirme kursları, bunların önemli bir bölümü, girişimcilere değil girişimcilik endüstrisine gelir yaratıyor. İkinci sorun: Başarı imgelerinin işlevi. Unicorn şirket hikayeleri, milyarder kurucular, erken çıkış anlatıları, bunlar ekosistemi canlı tutan mitlerdir. Ama bu imgeler, girişimciliğin gerçekte nasıl çalıştığını değil, ekosisteme katılımı teşvik eden bir aspirasyon tablosu çiziyor. Üçüncü sorun: Girişimcilik yeteneği değil ürün hâline geldi. "Girişimci nasıl olunur" kursları, "startup zihniyeti" atölyeleri, "pitchingi öğren" programları... Bir fikri ürüne dönüştürmek değil, girişimci kimliğine sahip olmak başlı başına bir pazar oluşturdu. Dördüncü sorun: Belirli bir ayrıcalık estetiği. Girişimcilik ekosistemi, belirli şehirlere, kurumsal çevrelere ve sermaye ağlarına erişimi olan insanlar için işliyor. Bu eşitsizlik konuşulmadan, girişimcilik söylemi herkesin ulaşabileceği bir fırsat olarak sunulmaya devam ediyor. Girişimcilik endüstrisi eleştirisi, girişimciliğin kendisini değil; onu çevreleyen ve besleyen endüstrinin dürüstçe sorgulanması gerektiğini söyler.