Çevirmenliğe başladığımda her zaman bir sözlük elimdeydi. Kalın ciltli basılı sözlükler, sonra bilgisayarda açık sekmeler, sonra telefon uygulamaları. Ama 20 yıl boyunca farkında olmadan başka bir şey de geliştiriyordum: kelimelere olan güvenim. Çevirmen alışkanlıkları zamanla kökleşiyor. Benim en önemli alışkanlığım, okuduğum her metni, roman, gazete, teknik belge fark etmez, zihinsel bir arşiv gibi işlemek oldu. Bir kelimeyi bağlamda gördüğümde, sözlüğe bakmak yerine önce o bağlamı hatırlamaya çalışıyorum. Genellikle o arşiv cevap veriyor. İkinci alışkanlığım: gün içinde rastladığım deyimleri, argo ifadeleri, teknik terimleri küçük bir deftere not etmek. Bu defterler artık dijital ama ruh aynı. Çevirmen alışkanlıkları içinde bu benim için en değerlisi. Bir müzisyenin her gün gam çalması gibi, ben de her gün az çok yeni bir ifadeyle tanışıyorum. Üçüncüsü: şüphe anında durmak. Sözlüğe koşmak yerine metni bir kez daha okumak, bağlamdan ne çıkabileceğini düşünmek. Bu yavaşlama, aslında çeviri kalitesini çok artırıyor. Yirmi yılda öğrendiğim en önemli şey şu: çevirmen alışkanlıkları sözlükten bağımsızlaştıkça daha iyi çevirmen olmuyorsunuz, tersine sözlüğü ne zaman açacağınızı daha iyi biliyorsunuz. Belirsizliği taşımak yerine net olmayı tercih ediyorum. Ama o netliğe ulaşmak için artık çok daha az dışarıdan yardım alıyorum.